banner ad
0

Bir Usta: Ergun Çağatay

Fotoğrafa olan ilgisi nedeniyle Hukuk eğitimini yarıda bırakarak gazeteciliğe başlayan ve ondan sonra koca bir ömrü fotoğrafla geçiren ve halen fotoğraf düşünen, fotoğraf konuşan bir usta Ergun Çağatay…

markaelcileri_ergunc1937 yılında İzmir’de doğan Ergun Çağatay, 1958 yılında İstanbul Robert Koleji'nden mezun olduktan sonra, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne girer. Daha sonra gazetecilik mesleği ağır basar ve üçüncü sınıfta okulu yarıda bırakıp tam zamanlı gazetecilik yapmaya başlar. O yıllarda haber için yanında gelen fotoğrafçıların fotoğraflarını beğenmemeye ve “ben olsam şöyle çekerdim” demeye, kısaca artık sadece fotoğraf düşünmeye başlıyor Ergun Çağatay.

erguncagatay2“Kafamda sürekli yeni röportajlar ve çekim konuları belirlemeye çalışıyordum. Benim için fotoğraf her zaman sokaktaydı, dışarıdaydı.” diyen Ergun Çağatay’ın ilk fotoğraf makinesi Nikon olur. 1968 yılında eşinin ona hediye ettiği bu makine tüm dünyasını değiştirir. O tarihten sonra hayatında sadece fotoğraf vardır ve foto muhabirliği profesyonel işi olur.

ec01Ajans macerası başlıyor

1974 yılında Paris'te GAMMA fotoğraf ajansına girerek foto muhabirliğine adım atar. Ajans tecrübesi ona çok şey öğretmesine karşın aklında hep daha farklı ve uzun süreli projelere imza atma isteği vardır. “Ajanslarla çalışmak bir fabrika gibidir bana göre… Çok iyi ya da orta halli bir foto röportaj çoğu zaman aynı seviyede görülür. Çünkü çoğu ajansın derdi, günde şu kadar konuyu abonelerine gönderebilmektir. Çok iyi bir röportaj için de fazla uğraşmadıklarını düşünüyorum. İyi röportajlar ve fotoğraflar için uğraşan Magnum var mesela. Ama o da servis yapmaz. Onlar da başka türlü satış yapar.” diyen Çağatay’ın ajanslar için çektiği çok önemli konular dünyaca ünlü gazete ve dergilerde yayınlanır. Hayatının o döneminde foto muhabiri olarak dünyanın değişik yerlerinde fotoğraflar çeker, savaşlara gider. 1980 yılında kısa bir süre için gittiği New York'ta Time / Life grubunda çalışır. 1982 yılında LIFE dergisi için yaptığı karaciğer nakli ile ilgili kapak konusu olan röportajı, LIFE dergisinin tarihindeki önemli röportajlardan biri olarak kabul edilir.

ec02“Bir daha fotoğraf makinesi tutamayacağımı düşündüm”

1983’de Paris / Orly Havaalanı’nda Ermeni terör örgütü ASALA'nın bombalı saldırısında ağır yaralanan Çağatay uzun süre yanık tedavisi görür. O saldırı 9 kişinin ölümüne ve 50’ye yakın insanın yaralanmasına sebep olmuştur. Ergun Çağatay o saldırıdan sonra yaklaşık 5 sene yanık tedavisi görür. “En çok ellerim etkilenmişti o saldırıda… Ellerimi tekrar kullanamayacağımı sandım. Ellerimi tekrar kullanabilmem ise yaklaşık bir sene sürdü. Fotoğraf kariyerim bitti diye düşünmeye başlamıştım. Tam anlamıyla makineyi tutup, fotoğraf çekebilmem ise iki seneyi aldı. O yıllar benim en verimli dönemlerimdi. Daha çok üretebileceğim senelerdi, boşa gitti tabi…” diye anlatan Çağatay, o uzun tedavi sürecinde de bazı projeler düşünmeye ve geliştirmeye devam eder.

“Fotoğraf çekerken yaşadığım talihsiz hikayelerim çoktur. Kaçmış büyük balıklar hep aklımdadır esasında, ama artık geçmiş zaman… Saldırıdan önce Afrika’daki büyük açlığı fotoğraflamak için o bölgeye gidecektim. Bu olaydan sonra tabi gerçekleştiremedim. Çünkü ellerimin düzelmesi uzun zaman aldı ve güneşe bile çıkmam yasaktı.” diyerek korkunç saldırının kendisi üzerinde derin izler bıraktığını anlatan Çağatay’ın, beş yılın sonunda Topkapı Sarayı Kütüphanesi ve buradaki el yazması nadir kitaplar üzerine yaptığı çalışmalar Japonya'dan Brezilya'ya kadar dünyanın çeşitli yayın organlarında basılır.

ec03Avrupa’da İkinci Kuşak ve Türkçe Konuşanlar

Yeniden çalışmaya başladıktan bir süre sonra Avrupa'daki ikinci kuşak üzerine bir proje yapmaya karar verir. Avrupa'ya giden Türk, Cezayirli, Pakistanlı ailelerin Avrupa'da büyüyen ikinci kuşak çocukları üzerine çalışmalar yapar, fotoğraflar çeker. Farklı kültürler arasında bocalayan bu kuşak için yaptığı çalışmaları maddi sorunlar nedeniyle bir süre sonra sonlandırmak durumunda kalır. Uzun zamandır aklında olan bir diğer projesi Türkçe Konuşanlar için tekrar çalışmalara başlar. Ergun Çağatay bu proje için şunları söylüyor: “İlk etapta projeye başlanacak kadar maddi destek bulduk. Projenin ilk adımları esasında 1992 yılında atıldı. Uzun bir araştırma süreci oldu. Zaman zaman maddi açıdan tıkanmalar olduğu için çeşitli zorluklar da yaşadık. Yani projeyi aralıksız yapamadık. Para bulmak için arada başka fotoğraf işleri yaptık. Sonunda 2005 yılında çok geniş kapsamlı bu projeyi sonuçlandırabildik. Türkçe Konuşanlar projesi, kitap, sergi ve belgesel film çalışmaları hedeflenerek yapıldı. İçinde 400 adet fotoğraf ve 37 makale ile 2006 yılının Kasım ayında Turkic Speaking Peoples kitabı Almanyada Prestel Yayınevi tarafından Hollanda Kraliyet Vakfı Prince Claus Fund desteği ile yayınlandı. İngilizce olarak yayınlanan kitap Amerika ve Avrupa ile beraber Türkiye’de de satışa sunuldu ve kısa sürede tükendi. Kitabın ikinci basımı 2008 yılında hazırlanırken aynı anda Türkçe baskısı da raflara girdi.”

Paris’te 2009 Eylül ve 2010 Ocak-Şubat aylarında Türkçe Konuşanlar kitabı için çekilmiş fotoğraflardan oluşan iki adet sergi açan Çağatay’ın, Eylül 2009’da açılan sergisi Paris’ten sonra sırasıyla La Rochelle, Clermont-Ferrand, Bordeaux (le Conseil général de Gironde), Lyon kentlerini dolaşır.

Ergun Çağatay’ın Türkiye’de açtığı son sergilerden biri de “Merceğimdeki 50 yıl” adını taşıyor. Çağatay, 50 yıllık fotoğraf macerası sonunda ortaya çıkan fotoğraflardan seçtiklerine bu sergide yer veriyor.

ec04Aral Gölü belgeseli…

1986 Çernobil nükleer santralindeki patlamadan sonra, dünyanın en büyük çevre felaketi olarak nitelenen, hatalı sulama sonucunda Aral Gölü'nün kuruyup çölleşmesini anlatan belgesel filmini Akademi Prodüksiyon şirketi ile ortak çalışma sonucunda hazırlar. Filmden kısaltılarak hazırlanan 30 dakikalık bir film, 37. Antalya Altın Portakal Film Festivalinde (2000) Kısa Belgesel Film dalında 98 yerli ve yabancı katılımcı arasından birincilik ödülünü kazanır. Ödülün maddi tutarı, bölgedeki yardım çalışmalarına aktarılır.

ec05“Yanımda hep bir Nikon vardı!”

Ergun Çağatay’ın, tüm bu uzun fotoğraf serüveninde her zaman elinde bir Nikon marka fotoğraf makinesi olmuş. Dijital fotoğraf makinelerine geçişi ise henüz çok yeni, yaklaşık 2 yıl olmuş. “Yaptığımız işte makinenize güvenmeniz gerekir” diyen Çağatay, bugüne kadar en az 10 farklı Nikon modeli kullanmış. Şu anda da Nikon D810 modelini kullanan fotoğrafçı, analog dönemini hala özlemle anıyor. “Film kullandığımız dönemlerde kafamızı daha fazla kullanırdık. Daha iyi fotoğraf çekmek için hesabınızı iyi yapmanız gerekirdi. Ancak tabi şimdi ki sağlanan imkanları film kullandığımız o günlerde hayal bile edemezdik. Ben son yıllarda bale fotoğrafları da çektim. Bu fotoğrafların bir kısmını yaklaşık 2500-3200 ISO değerlerinde çektim, bu çok önemlidir. Çünkü film kullanırken bu tür bir imkanı dedim ya hayal bile edemezdik! Bir diğer önemli nokta da çektiğiniz fotoğrafta büyütme yapabilmeniz. Fotoğraftaki küçücük bir bölümü bile artık büyütebiliyoruz.”

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.