banner ad
0

Follow me I Follow You Back!

Follow me I Follow You Back! *

* Beni takip et, ben de seni takip edeyim

Yazı ve fotoğraflar: Ersan Atakan

Ekim 2010! Instagram=IG, App Store’da fotoğraf uygulamaları arasındaki yerini alır. Önce iPod touch, sonra da iPhone’a terfi eden bir teknoloji kurbanı olarak; App Store’da işe yarar ücretsiz uygulamalar peşinde koşarken, 25 Kasım 2010’da Instagram’ın sevimli logosuna kapilip IG’yi telefonuma indiriveririm! İşte o an, geriye dönülmesi mümkün olmayan; fani bir dünyalı ile bir uygulamanın arasında doğacak aşkın filizlendiği andır!!

Bu ilişkinin detaylarına girmeden, uzun bir süre sadece iPhone kullanıcıları için yaratılmış olan bu fotoğraf uygulamasının, sonunda Android pazarına sürülmesi ve bundan kısa bir süre sonra da Facebook tarafından yaklaşık 1 milyar dolara satın alınmasını hatırlatmakta fayda var…

IG ile aramdaki özel ilişkiye dönersek, onunla yaşadığımız bu müthiş beraberliğin gelişimini anlatmak güzel olur diye düşünüyorum. IG’yi indirir indirmez, öncelikle bir kullanıcı adı yaratıp, kuralları bile tam anlamaya çalışmadan Instagram dünyasına dalıverdim. Kalıcı olacağımı hiç aklımdan geçirmeden, kullandığım takma adı bile acele ile seçmiştim. Ve birden, birbirinden güzel fotoğraf kareleri ile dolu bir dünyaya düşüverdim. Bir fotoğraf tutkunu olarak bundan güzel bir şey olamazdı. Kullanıcıların çoğu amatör idi, ama gördüğüm kareler gerek yaratıcılık gerekse kalite yönünden hayranlık ve şaşkınlık yaratacak düzeydeydi. Ve istersen hoşuna giden kareleri beğenebiliyor, tarzını beğendiğin kullanıcıları takip edebiliyor, telefonun ile çektiğin anları anında başkaları ile paylaşabiliyordun. Üstelik çektiğin kareleri, uygulamanın içindeki hazır filtreler ile çok hızlı ve kolay bir şekilde değişik efektler yardımı ile değiştirebiliyordun. Din, dil, ırk, cinsiyet ayırmaksızın; dünyanın her yerinden binlerce fotoğraf paylaşımcısı ile bir arada olduğunu bilmek, onların gözünden onların dünyasını görebilmenin, paylaşabilmenin tadına varmak gerçekten inanılmaz bir duygu idi. Üstelik uygulamanın önemli bir özelliği de, çektiğin fotoğrafı paylaşmadan önce, istersen “geotagged” imkanı ile lokasyon olarak birebir belirleyebilmendi. Böylece meraklı kullanıcılar beğendiği fotoğrafın tam olarak nerede çekildiğini Google Map üzerinde rahatça görebiliyordu. Yine beğendiğin fotoğrafa yorum yazabilmek, bu yorumlara karşı yorumlar alabilmek ve bunları gerçek zamanlı yaşayabilmek, IG’yi hızla tam bir sosyal medya mecrası haline sokuyordu. Ayrıca #istanbul #türkiye #yarisarabasi gibi Hashtag’ler kullanarak fotoğraflarınızı gruplayabiliyor ve değişik aramalar içerisine sokabiliyordunuz.

Bu arada IG’nin, kullanıcıların egosunu okşayan, narsizm kıyılarında dolaştıran çok önemli bir özelliği daha vardı. Çeşitli algoritmalara bağlı olarak eklediğiniz fotoğrafı belli bir sürede belli bir sayıda kişi beğenir, kısa sürede yorumlar alırsanız, fotoğrafınız uygulamanın popüler sayfasına terfi ediyor, böylece birden o kareniz tüm kullanıcıların görebildiği bir sayfada daha çok beğeniler kazanıp, size yeni hayranlar ve takipçiler kazandırıyordu. Ve tabii kısa sürede, popüler olma hırsıyla yanıp tutuşan kullanıcılar tarafından bu özelliğin suyu çıkarıldı. Fotoğrafını beğenip, yorum olarak “Lütfen beni takip et ben de seni edeyim!” gibi yalvarmalarla karşılaşmaya başladınız. Hiçbir fotoğrafınızı beğenmeden, yorum yazmadan sizi takip etmeye başlayan hayalet kullanıcılar türedi. Ojeli parmaklar, pampiş pozlar popüler sayfasını doldurmaya başladı. Ama hiçbiri ciddi ve sadık IG kullanıcılarını IG’ye müptela olmaktan alıkoyamadı.

Bu arada kullanıcılar arasında doğal olarak tarz farklılıkları ve gruplanmaları da oluştu. Sadece iPhone ile çektiği kareleri paylaşanlar, mutlaka efekt kullananlar, hiç efekt kullanmayanlar, iPhone ile çektikleri dışında kompakt ya da D-SLR ile çektikleri kareleri kullananlar gibi…

Ayrıca kullanıcılar arasında sosyal gruplar da hızla oluşmaya başladı. Igersturkey, igersistanbul, igersizmir gibi… Ve tabii ki her sosyal mecra gibi arkadaş ve partner aramak için kullananlar da oldu.

IG’nin hızlı büyümesi ve başarısı, çok kısa bir sürede uygulamayı destekleyen yazılım ve başka uygulamaları da devreye soktu. Web üzerinden izlemeyi mümkün kılan “webstagram”; IG geçmişinizi ve kullanımınızı istatiksel olarak kolayca belgeleyen “statigram”; hayalet takipçilerinizi elimine eden uygulamalar; değişik efekt uygulamaları; iPhone lensleri ve fotograf aksesuarları çığ gibi büyüdü… Ve tabii ki ticaret giderek daha hızlı bir şekilde IG’nin içine girmeye başladı. Ürünlerini, firmalarını takip ettirmek isteyen hesaplar; IG karelerinizi magnet’lere basan, posterler üreten firmalar gibi… Pazarlamanın gücü IG’yi de kısa sürede keşfetti…

IG’nin nüfusu arttıkça ne yazık ki dejenerasyon da kaçınılmaz oldu. En ufak bir çaba göstermeden, en ufak bir alıntı belirtmeden başkalarının karelerini izinsiz kendi sayfalarına ekleyenler, böylelikle daha fazla takipçiye ulaşmak isteyen küçük hareketler de sıkça görülmeye başladı.

Ve uzun süre dirense de sonunda Instagram kendini Android pazarına da sundu. Bu benim gibi iPhone kullanıcılarını tedirgin ederken, ister istemez sahiplendiğimiz bu uygulamanın daha da dejenere olma endişesi sürerken, esas korkulan oldu ve Instagram kapitalizm kuralları gereği Facebook tarafından satın alındı.

IG ile olan aşkım bu gelişmelerle sekteye uğradıysa da, son sürat devam ediyor! Fotoğraf eklemediğim, takip ettiğim kullanıcıların yeni fotoğraflarına bakmadığım, onlara yorum yazmadığım ve bana gelen yorumları cevaplamadığım zaman IG’nin beni terkedeceğini biliyorum, zaten terk edilmek de istemiyorum! O benim akıllı telefon üzerindeki ilk ve tek fotoğraf paylaşım uygulamam ve hep öyle kalacak. Instagram’ın din, dil, ırk, cinsiyet ayrımcılığı yapmayan demokratik ortamı devam ettiği sürece de bu güzel ilişki sürecek !

 

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.