banner ad
0

Foto Röportaj Onun İşi…

Daha çok sosyal içerikli belgesel fotoğraf çalışmaları ile tanınan bir fotoğrafçı olan Mustafa Bilge Satkın, Nikon Marka Elçileri röportaj dizimizin bu ayki konuğu oldu. Kendisi ile fotoğrafa nasıl başladığı, fotoğrafa bakış açısı ve projeleri üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdik.

mbs grsİlk sorumuz biraz klasik olacak ama fotoğraf ile tanışmanız nasıl oldu? Fotoğrafçılık konusunda etkilendiğiniz ya da örnek aldığınız biri var mıydı?

Aslında kendimi bildim bileli fotoğraf makinem hep vardı. Babamın üniversite yıllarında fotoğrafa karşı olan merakı sayesinde, evdeki fotoğraf makinesi ve karanlık oda ekipmanları benim oyuncaklarım oldu. Sık sık puzzle yapar gibi agrandizör söküp takar, temizlerdim. Özellikle karanlık odanın ve siyah beyaz fotoğrafın büyüsüne kapılmamla hayatımda ve hedeflerimde önemli değişiklikler olmaya başlamıştı. Henüz 15 yaşında olmama rağmen ailemin maddi manevi yardımları ile fotoğrafa duyduğum ilgiyi profesyonel düzeyde kullanmaya karar vererek 1993 yılında renkli ve siyah-beyaz baskı üzerine fotoğraf laboratuarı açtım. 90'lı yıllarda fotoğraf ile ilgili bilgi paylaşımı günümüze göre daha azdı. Bu yıllarda özellikle "Refo Fotoğraf Sanatı Dergisi" ile tanışmam birçok fotoğraf sanatçısını tanımama ve onlardan beslenmeme vesile olmuştu. Özellikle dönemin en iyi renkli fotoğraf laboratuarlarından birini işleten ve aynı zamanda "Refo Fotoğraf Sanatı Dergisi"ni çıkaran Halim Kulaksız, Sabit Kalfagil, İbrahim Zaman ve Mehmet Bayhan gibi birçok ismin fotoğraflarından ve yazılarından etkilendiğimi söyleyebilirim.

mbs101Fotoğraf okumaya nasıl karar verdiniz?

90'lı yıllarda fotoğraf üretim süreci analog ve kimyasal teoriler üzerine kuruluydu. Siyah-Beyaz fotoğraf baskısı, renkli fotoğraf baskısı ve stüdyoda portre fotoğrafı üzerine deneyimlerim olmuştu. Fotoğraf ile geçirdiğim zaman arttıkça fotoğrafı bilimsel anlamda öğrenmem gerektiğini düşünüp fotoğraf eğitimi almaya karar verdim. 1998 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü’ne özel yetenek sınavı ile girmeye hak kazandım.

Belgesel fotoğraf üzerine yoğunlaşmayı siz mi seçtiniz?

Üniversitede öğrencilik hayatımın başlarında böyle bir ayrım düşünmüyordum. Bölümdeki tüm akademisyenler çok nitelikliydi, amacım tüm eğitmenlerden maksimum verim alarak her konuda uzman olmaktı. Bir gün hocalarımdan Merih Akoğul "Fotoğraf Okuma" adlı derse konuk olarak Haluk Çobanoğlu'nu davetli olarak çağırmıştı. O yıl Haluk hoca Amerika'dan Türkiye'ye yeni gelmişti ve bize birikimlerini aktarıyor fotoğraf projelerini gösteriyordu. O ders inanılmaz derecede etkilendiğim, bitmesini istemediğim derslerden biri olmuştu. Sonra ki süreçte dışarıda fotoğraf çekmek, daha önce tanımadığım insanlarla iletişim kurmak ve bu insanların hayat hikâyelerini belgelemek ilgimi çekti. Fotoğrafın sadece hatıraların tespiti için bir araç olmadığını, belgenin ötesinde içinde farklı görsel mesajlar barındırdığını fark etmem, 90’lı yılların sonuna tanıklık etmek gibi bir başlangıcı ortaya çıkardı benim için.

mbs099Fotoğraf tarzınızdan ve yaptığınız projelerden biraz bahseder misiniz?

Anlatmak istediğim konuları seçerken; günlük yaşam içinde fark etmediğimiz veya çok az kişinin fark ettiği hikayeleri ele alıyorum. Bu hikayeler genelde kültürel ve ekonomik gerilimler sonucu ortaya çıkan "İç Göç Hareketi"nin en büyük çekim noktası olan İstanbul' da yaşayan sosyal grupların etrafında dönüyor. İnsanların kente tutunma ve var olma çabaları, kültürel veya dinsel bir takım ritüelleri projelerime konu olabileceği gibi içinde insan olmayan, insana ve kente dair temsiller üzerinde de şekillenebiliyor. İstanbul’da yaşayan her insanın farklı bir İstanbul algısı olduğu söylenebilir. Benim İstanbul gerçeğimin içinde biraz romantik, eskimiş ve yorgun İstanbul’ u ve insanlarını görmek mümkün. Bu bağlamda 1998 yılından itibaren "İstanbul Surları", "Kuş Pazarı", "Musichall", "İftar", "Çöplükte Yaşam", "Bekleyiş", "İlkokul Günlüğü", "Aşura" gibi başlıklarda topladığım İstanbul'a dair hikayeler oluşturdum. Her konu için ortalama 20 fotoğraflık bir seri oluşturuyorum. Seçtiğim konu ile ilgili olayın geçtiği mekânlarda vakit geçirerek, kişileri dinliyor fotoğraf dili ile bir anlatıma varmaya çalışıyorum. Bu üretim tarzının en belirgin özelliği konunun tek fotoğrafla değil, birden çok fotoğrafla anlatılma şekliyle oluşmasıdır. Dolayısı ile fotoğrafların belli bir anlatım oluşturabilmesinin, izleyici tarafından algılanabilmesinin sırrı; hikâye kurgusu içinde bir sıralanış, fotoğrafçının bu olay sırası içinde izleyiciye verdiği mesajları dikkatli seçmesinden geçmektedir. Fotoğrafçı, konu olarak temsil ettiği insanların değerlerine zarar vermeden, fotoğrafları izleyen kişilere, toplumlara daha anlaşılır iletiler sunmayı hedeflemelidir.

mbs098İran, Yemen, Afganistan gibi ülkelerde fotoğraf çektiniz ve bu fotoğrafların bir kısmı sergi de oldu. Bu ülkeleri seçmenizdeki nedenler nedir?

Bu ülkelerin bazılarında hala iç savaşlar yaşansa da, belli bağlantılar sayesinde insanlarla iyi iletişim kurarak, olası dezavantajların çoğu ortadan kalkabiliyor. Müslüman coğrafyasında tarihsel ve dinsel bağlara yerel halk tarafından büyük önem veriliyor. Özellikle İç savaş ve savaş sonrası dönemi yaşayan ülkelerde fotoğrafçının sahada sabırlı olursa mükafatını alacağını düşünüyorum. Bu ülkelere, daha önce araştırma yaptığım ve foto-röportaj çalışması yapmak istediğim birkaç konuyu fotoğraflamak üzere gittim. Kökleri geçmişe dayanan geleneksel bir oyun olan "Buzkashi" ve köpek dövüşlerini içeren iki foto-röportajı Afganistan' da, kökeni İslam öncesine dayanan geleneksel pehlivanlık faaliyet alanı olan "Zorhane"ler ile ilgili foto-röportajı İran'da ve çöl kültürü üzerine yaptığım foto-röportajı ise Yemen'de gerçekleştirdim. Bu röportajların büyük bir kısmı AFP ve Getty Images' da yayımlandı.

mbs097Fotoğraf bölümünden mezun olarak yine aynı üniversitede ders veriyorsunuz. Sizin öğrencilik zamanınızla şimdiki öğrenciler arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?

10 yıldır tam zamanlı olarak öğretim görevlisi olarak çalışmakta olduğum kurumda, birçok farklı sınıftan öğrencim oldu. Teknolojik gelişmeler ile fotoğraf üretim sürecinin oldukça hızlanması, ucuzlaması ve fotoğraf ile ilgili yayınların fazlalığına rağmen, yeni öğrencilerin yeteri kadar disiplinli çalışmadığını, yeteri kadar okuma yapmadıklarını düşünüyorum. Yine de her sınıfta ne istediğini bilen, pırıltılı bir kaç öğrencinin varlığından bahsedebiliriz.

mbilgesatkinİlk fotoğraf makineniz neydi, hatırlıyor musunuz? Ne kadar zamandır Nikon kullanıyorsunuz? Şu anda hangi modeli kullanıyorsunuz?

İlk makinem 1978 model Nikon Nikkormat FTN adlı SLR fotoğraf makinesiydi. Daha sonraları farklı markaların rangefinder ve SLR makinelerini de kullandım. Yaklaşık 25 yıldır Nikon yapımı bir makinem hep olmuştur. Şimdilerde analog fotoğraf üretmeye devam ettiğim için Nikon FM2 fotoğraf makinemi hala kullanıyorum. Dijital çözümler için ise Nikon D810 modelini kullanmaktayım.

Sizce bir fotoğrafçı için kullandığı fotoğraf makinesi ne kadar önemlidir?

Özellikle gelişen teknoloji ile birlikte bu konu eskiye oranla daha da önemli bir hal aldı. Eskiden fotoğraf makinesi seçimi ile ilgili sayabileceğimiz başlıklar ergonomi, sağlamlık ve optik performanslar iken şimdi hız, ISO, netlik, çözünürlük gibi birçok başlık ekleyebileceğimiz düzeyde. Ben uygun fotoğraf makinesi belirlerken çalışma şartlarıma en iyi düzeyde hizmet edecek, ergonomik, yüksek performans alacağım tercihlerde bulunuyorum. Tabi bir Nikon sever olarak, seçimlerimde duygusal sebeplerin etkisi de azımsanmayacak düzeyde etkili oluyor.

Bu keyifli sohbet için teşekkürler…

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.