banner ad
0

Fotoğrafın ve Sanatın Genelinde Yarışmalar

Yazar: Gültekin Çizgen

İstanbul Fotoğraf Müzesi – Fatih Belediyesi – Fotoğraf Dostları Derneği – Yönetim Kurulu Başkanı

Spor dışında yarışma ortamı, sanatın çeşitli alanlarında da yaşanıyor. Bunların arasında herkesin bildiği çok prestijli, ödüllü olanlar da var. Edebiyatta Nobel, (bu tam bir yarışma değil, çünkü Nobel komitesi belirlenen adaylar üzerinden kendi kararlar veriyor) sinema sanatında Oscar, mimarlıkta Pritzker, gazetecilik, edebiyat ve müzikte Pulitzer veya W.Eugene Smith ödülleri ilk aklımıza gelenler.

Sanat ortamında yarışmalara çok fazla inanan, değer veren biri olamadım. Çünkü, aslolan sanatı yapan sanatçının yapan ürününün asal değerleridir. O ürünün değerlendirilmesinin değişik yaklaşımları olabilir ama bütünüyle subjektif olamaz. Ama her yarışmada bir jüri fenomeni var. Oradaki kadroların birikimi, değer yargıları, jürinin ortak atmosferi, aynı ürünler üzerinden farklı sonuçlar doğurabiliyor. Fotoğraf ortamının tek karar vericisi ben olmadığıma göre, burada sadece bazı deneyimlerimi ve görüşlerimi belirteceğim. Elbette dünya dönüyor ve dönecek, herkes kendi yoluna devam edecek.

Yükselen Trend Yarışmalar

Özellikle 1980’ler sonrasında fotoğrafın teknolojik altyapısında çok önemli üretim patlamaları olduktan sonra başlayan ”fotoğraf yarışmaları” hummasının yaşanmasının ortaya ilginç bir manzara çıkardığını düşünüyorum.

İnandığım, sanatı sanatçıların yaptığıdır. Elbette bu fotoğraf sanatı için de öyle. Sanat teknik bir yapıdan çok, felsefi yapıdır ve ürün üzerinde şekillenir. Fotoğrafta bunun teknik bağlantısı şöyledir. Bilindiği gibi dünyada 1930’ların 35 mm kameraların öncüsü Leica’dan sonra, kamera üretimi çok kullanışlı ve yaygın bir yapıya kavuştu. Özellikle 1960 – 1970’lerde Japon optik ve kamera sanayisinde bir üretim patlaması yaşanınca, olay farklılaştı. Leica üretimi, en iyi dönemde yılda 40 bin kamera üretirken, Japon sanayisinde herhangi bir markanın tek modeli yılda 5-6 milyon üretilir hale geldi. Japonlar bunu üretimlerini yayarak, dağıtarak başardılar, ayrıca kalite kontrol mekanizmasında farklı yaklaşımlara ulaştılar. Örneklersek; belli adet üzerinden yapılan seçmede bir arıza bulunursa hepsi iptal ediliyor bulunmazsa piyasaya veriliyor şeklinde üretim akışı sağladılar.

Özellikle dijital ortamdan sonra kamera sanayinde çok ciddi bir üretim patlaması olduğunu biliyoruz. Artık fotoğraf makinesi, tüketim toplumunun ayrılmaz bir parçası oldu. Bugün batmakta olan ünlü Kodak firması ilk Roll film kameralarını piyasaya verdiğinde, etrafa yaydığı reklam sloganını hatırlayın. ”Her şeyi biz yapıyoruz, siz tüketmeye bakın” tavrını kamçılayan ve gerçekten fotoğraf tekniğini kantite olarak yayan bir kampanyaydı. 

Tüketim söz konusu oldu mu, teşvik edici, besleyici yarışmalar da hemen arkadan gelir. Fotoğraf mesleğinin ve sanatının dışında kalan büyük çoğunluk artık kolaylıkla edinebildiği bir kamerayı ele geçirince, bunun sanatçı olmak için kafi bir enstrüman olduğunu zannetti, düşündü veya düşündürüldü. Bu görüşü besleyen pek çok organizasyon oluştu. Ortaya büyük bir amatör kesim çıktı. Bu artık 21. yüzyıldaki fotoğraf ortamının tartışılmaz bir gerçeğidir. Küresel ekonominin tüketim toplumu artık görüntü üretiyor ve tüketiyor.

Yarışmaların Yapısı

Fotoğraf dünyasında artık sayısız yarışma yapılıyor. Bunların patronajları olduğunu herkes biliyor. FIAP, Federation İnternationale De L’art Photographique bunların en köklü tarihine sahip olanı. AFIAP, EFIAP gibi çeşitli ünvanları var, bunlar çeşitli yarışma ve hizmetler karşılığında belli bir değerlendirme ölçeğiyle dağıtılıyor. Amerikalıların PSA (Photographic Society of America)  UP (International United Photographers) gibi örnekleri söyleyebilirim. 

Ayrıca her ülkede çok sayıda fotoğraf derneği var ve bunların federasyonları oluşturulmuş durumda. Bu yapı bizim ülkemizde de var. Bu örgütlenmenin sonucunda her yıl çok sayıda ulusal ve uluslararası yarışmalar her yeri kaplamış durumda. Şimdiye kadar verdiğim bu bilgileri fotoğraf çevresi benden daha iyi biliyor ve farkında. Tam zamanlı profesyonel bir fotoğrafçı olarak, bilinen yarışmalara katılımcı olmadım. Bana yıllar önce hiçbir şey yapmadan gıyabımda ilk AFIAP ödülü verildiğinde de reddettim ve unvanı hiç kullanmadım.

Fotoğraf yarışmalarına sadece jürilere çağrıldığım zaman katılmaya gayret ettim. Arada jüri üyesi olduğum çok sayıda ulusal ve bazen de uluslar arası yarışmalar oldu. En son Makedonya’da uluslar arası jüri olarak katıldığım yarışma ortamını yaşarken edindiğim bilgiler ve deneyimler beni düşündürdü ve bu satırları kaleme almamı sağladı.

Balkan örneğinden kalkınarak düşünürsek, uluslar arası yarışma ortamına on binler ölçeğinde fotoğraf katılıyordu. Jürisi olduğum yarışmada beş bin altı yüz fotoğrafa baktım. Bunun nasıl gerçekleştiğine ben de inanamadım. Bilişim teknolojisi her şeyi kolaylaştırıyor. Özel yazılımlar geliştirilmiş, yarışmanın alanlarına göre değerlendirmeleri süratli ve sağlıklı yapma olanağını veriyor. 

Uluslar arası jüride olan Hırvat jüri üyesi Neda Racki dahil olduğu Zagrep Kulübü’nün 1910 yılından bu yana uluslararası yarışmalar düzenlediğinden bahsetti. Türkiye Cumhuriyetinden eski böyle bir yapılanmanın amatör ortamda ne anlama geldiğini düşünelim. Bu üye yarışmadan önce geçen aylarda dahil olduğu Sırbistan’daki bir diğer yarışmada on bir binden fazla fotoğraf baktığını anlattı. Bunlar ayakta konuşulurken, dinlediklerim karşısında oturma ihtiyacını hissettim. Oluşmuş bu ölçüler ister istemez insanı konu çerçevesinde düşündürüyor. Bu değirmenin suyu nereden geliyor ve yarışmalarda olup biten ne?

Yarışmaların belli teknik standartlarda ve bir takvim süreci içinde düzenlendiği biliniyor, belli kriterler ve teknik yapıyla değerlendiriliyor, ödülleri ve sertifikaları veriliyor, katalogları basılıyor, sergileri yapılıyor. Başlı başına ciddi iş, organizasyon ve ekonomi…

Makedonya jürisinde bulunan değerli Dr.H.Bahar Kaleli, FIAP hedefli bu yarışmaları izliyor. Yarışma sonuçlarında basılan pek çok katalog ve albümü biriktiriyor. Ben de bunlara bir fotoğraf kültürü olarak baktığımda ortaya ilginç bir yapının çıktığına şahit oldum. 

Katılımcılar Üzerine

Öncelikle yarışmalara katılan fotoğrafçıların içinde belli bir çoğunluğun aynı isimler olduğunu fark ediyorsunuz. Bu kişiler daha önceki yarışmalarda ödül kazanan “joker fotoğraflarını” yani “aynı fotoğrafları” yarışma yarışma gezdiriyorlar. Aynen bir yarış atı gibi. Elbette jüri değerlendirme yapıları farklı olduğu için de bir yarışmada birinci olan, başka yarışmada sadece sergileniyor veya yine küçük bir ödül alabiliyor ya da hiç almıyor. Yani olay bir “yarışma işi” haline gelmiş durumda. Yarışmalarda trendler üzerine birikim sağlayan çok becerikliler de yarışmalardan ciddi ödüller derleyebiliyor. Paralar, madalyalar, vs.

Kime Yarıyor ve Kazanımlar

Bu yarışmalara katılmak için belli bedeller ödeniyor. Bunlar yurt dışında olanlara dövizle (dolar, euro, sterlin, vs.) gidiyor. Bu gelirler yarışmayı düzenleyen derneğin havuzunda toplanıyor, bunlar gelirler. Bir de giderler var. FIAP’tan belli bir ödenti karşılığında sertifika alıp yarışmanın yapısı içinde o kuralların geçerliliğini ilan ediyorlar. Sonra Organizasyon ve iletişim masrafları var.  Jüri için yapılan yol ve konaklama masrafları ile ikram harcamalarını ekleyelim. Yapılıyorsa sergi masrafları oluyor. Yarışma kataloğunun tasarımı ve baskısını da düşünelim. Geri dönüşler için posta, ulaşım masrafları var. Gelir havuzundan giderler çıkınca geriye de bir karın kaldığını düşünebiliriz. Avrupa’da bir yıl süresince neredeyse yirmiye yakın yarışma yapan dernek bile var. Bu da fotoğraf üzerinden yeni bir ekonomi doğduğunu gösteriyor. Yılda yüzlerce ve yüzlerce yarışma yapıldığına göre, tüm bunlar tüketim ekonomisinin fotoğraf üzerinden ateşlenen fitilleri.  

Sonuç

Nereden bakarsak bakalım, bu eylem bütününün fotoğrafın amatör kesimi üzerinde belli bir teşvik edici sportif tarafını görmemek mümkün değil. Ancak bir dinozor olarak hala “sanatın sanatçılar tarafından yapıldığına dair” bir inancı sürdürüyorum. Evet, bütün bunların sonunda ortaya gerçekten güzel işler de çıkabilir, çıkıyor. Ancak duyduğum bazı hikayeler genel yapıyı çok güzel çözümlüyor. Artık pek çok uluslararası yarışmada en yukarılarda boy gösteren Vietnamlı fotoğrafçıların yarışmalarda iyi sonuç almak için, ülkelerinde kıyı köylerini kiraladıkları, iklimin dramatik atmosfer şartları içinde kostüm ve dekorlu fotoğraf platolarında çekimler yaptıkları şahitli, ispatlı bilinen bir gerçek. Bunlar için mahkeme kayıtlarına gerek yok, yarışma kataloglarını incelerseniz her şey ortada. Şeytan bunun neresinde oyununu hatırlayarak “Sanat bunun neresinde” diye sorabilirsiniz. Fakat asla sormayın. Yola devam. Yaşasın yarışmalar..

Üstelik yaşasın Photoshop. Bu koloninin o kadar ciddi kadroları oluşmuş durumda ki, eski deyimle herkese külahı ters giydirebiliyorlar. Vallahi Aşkolsun! Herkese iyi yarışmalar diliyorum, efendim.

* Fotoğraf Dergisi’nin 103. sayısında yayınlanmıştır.

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.