banner ad
0

Hava Fotoğrafçılığı

Yazı ve Fotoğraflar: Oğuz Meriç

Havadan fotoğraf çekmek dışarıdan bakıldığında heyecan verici bir iştir. Aslında işin içinden de aynı şeyleri hissetmek mümkündür. Fakat diğer fotoğraf dallarından belli farklılığı ve belli riskleri de içinde barındırır.

Bu iş için en önce iyi fotoğrafçı olmak gerekir. Genelde konuşmalara profesyonel fotoğrafçılara sorulan o “saf salak” soru gelir: “hangi makine ile çekiyorsun?”. Sonra da “tabi o makineyle çekince harika oluyor”. “Be adam, al makine; git sen çek!”. Bu fotoğrafçıların arasında da gereksiz bir muhabbettir aslında. Havada uçun ama ayağınız yere bassın. “Erbabı fotoğrafı patatesle bile çeker”. Neyle çektiğinin bir manası yoktur; fotoğraf çekmeyi bilmiyorsan. Ama artık fotoğrafçıların çoğu fotoşop fotoğrafçısı… Önce düğmeye basıp sonra çektiği şeyi fotoğrafa benzetmeye çalışıyorlar.

oguzmeric3

Makine hayatınızı kolaylaştırır, ama sen fotoğraf çekemiyorsan elindeki binlerce dolarlık makine pahallı bir ağırlıktır sadece. Zaten benim gibi manuel ayarla çekiyorsan makinelerin bir farkı da yok. İçi doldurulmuş menülerden ben zaten anlamıyorum. İmalatçılar pek çok özellik koyduklarını iddia ediyorlar ama ben zaten o özellikleri kullanmıyorum. Marka, model vermeyeceğim ama öyle pahallı ve havalı bir model kullanmadığımı söyleyebilirim. Aynı şeyi objektifler için söyleyemeyeceğim. Mercek kalitesizse yaptığın işin bir faydası olmaz. Kullandığım makine için kıstas; sizi yarı yolda bırakmasın yeter. Helikopter kiralamış uçuyorsanız havada tekleyen bir makineden beteri, havada tekleyen motordur. İkisinin de faturası ağırdır.

Ama isterseniz bu işe nasıl girdiğimi anlatayım.

Ben havacılığın içinde doğdum. Babam Hava Kuvvetleri’nde pilottu. Ben de uçaklara çok meraklıydım. Çocukluğum Balıkesir’de geçti. Babam F104’lerle uçuyordu ki bu uçak “dul bırakan”, “tabut”, “missile with a man” gibi ürkütücü isimleri olan ama dünyanın en seksi uçağıydı. Bir kalem düşünün, ön tarafta bir adam oturuyor arkada da sıkı sağlam bir turbojet… Ha tabi iki küçücük kanat ki zaten onu tehlikeli yapan da bu minik kanatlarıydı.

Süratsiz kaldığında bir tuğla olur, tak diye düşer; daima hızlı gitmesi gerekir aynı bir ok gibi… İncecik gövdesi onu fena halde seksi yapar. Benim ilkokul, ortaokul ve lise yıllarım bu uçakla geçti. Ve tabi ki hiçbir zaman uçamadım bir F104 ile.

oguzmeric2

O yıllarda bir Rus 6×6 makinemiz vardı, ben biraz kurcalıyordum ama pek de anlamıyorum. Bir kitap yok, soracak kimse yok. Bilenler bir şey diyor ama söyledikleri olmuyor bir türlü… Ben makineyle F104’leri çekiyorum ama pek de bir şey çıkmıyor. Oysa tepeden bakmalı vizörde çok iyi gözüküyor. Bu merak beni MSÜ fotoğraf bölümüne kadar getirdi. Yetenek sınavlarını nasıl olduysa geçip girdim okula.

Uçmak eğlenceli bir şey olmalı diye düşünüyordum, hayatımda ilk kez yolcu uçağına bindiğimde DC-9’un kokpitinde uçtum, babam kumandaları vermedi tabi, ama “bıraksalar uçarım ben bunla” hissi vardı içimde. Muhakkak bir uçak kullanmalıyım dedim. Okulda okurken bir taraftan da çalışıyordum, bir gün bir fabrikanın havadan fotoğrafı çekimi işi geldi. Tam bana göre bir iş dedim. Bir helikopter buldum ve o çekimle dünyam değişti. İlk uçtuğum pilot ve helikopter artık yaşamıyorlar. Daha sonra uçuş dersleri aldım. Kumandasını ilk aldığım uçak ve hocam da artık yaşamıyor. Araç olarak kullandığın şeyin sınırlarını bilmek çok önemlidir. Olmayacak şeyleri istemek adamı öldürür bu işte. Hava fotoğrafını yapabilmek için daha pek çok teknik bilgi ve kural bilmek gerekiyor. Hava aracı seçimi, meteoroloji bilgisi, uçuş bölgeleri ve kısıtlamaları işimi yaparken bilmem gereken şeyler. Fotoğrafı bilmek kadar uçuş şartlarını bilmek de önemlidir. İşe göre uçak veya helikopter seçimi de…

Bunları öngörmek gerekir çünkü bu iş pahallıdır; müşteriye “ben olur sanmıştım ama olmadı” diyemezsiniz. Bunun bedeli ciddi bir paranın harcanması olabilir.

Sadece işin albenisine kapılıp çok para harcayan ve sonunda hiçbir şeye ulaşamayan insanlar gördüm. Havadan fotoğraf çekmek, vapurdan martı çekmeye benzemez, olmadı sonra bir buçuk lira verip tekrar binersin vapura, ama hava fotoğrafçılığı maliyetli bir iştir. Ayrıca fiziken ve ruhen de kapısız, penceresiz bir uçuş yapmaya hazır olmak gerekir. Yaz aylarında bile bazen el ve ayaklarınız donmuş durumda inebilirsiniz. Kış mevsiminde nasıl olduğunu hiç söylemeyim. Ayrıca bazen ayaklarınız dışarıdayken uçmak, herkese bana geldiği gibi keyifli gelmeyebilir. Uçarken ne istediğini bilmek gerekir. Bu işi yaparken durup düşünecek zaman ve durum olmaz. Hemen karar verip uygulamak, isteklerinizi pilota çok net iletmeniz gerekir. Zaman para demektir; hem de iyi para!

oguzFD2

Pilot fotoğrafçı değildir gider bir yerde durur, çek der. Ama o senin istediğin açı olmayabilir. Senin pilota tarif etmen lazımdır. İstediğin şeyin de olabilir bir şey olması lazımdır. Güvenlik sınırlarını geçmeden sakin ve seri şekilde işini yapman gerekir. Uçuş şartları değişebilir, kuleden gelen uyarıyla orada uçuşun yasaklanabilir.

Hava fotoğrafı çekmeden belli izinleri önceden almak ve ücretlerini ödemeniz gerekir. Aksi halde tek kare çekemeden iner ve sağlam bir helikopter faturasını ödeyebilirsiniz. Işık ve diğer görsel detayları pilota bırakamazsınız; bu onun işi değildir. Uçabilir olmak havadan fotoğraf çekilebilir olmak demek değildir. Siste, pusta, yağmurda uçulur ama fotoğraf çekilmez.

Ama bu işin bıçak sırtı yanının dışında inanılmaz keyifli olduğu da açıktır. Pek çok kişinin görmediği bir yükseklikten “fotoğrafın bütününe” bakabilmek algınızı çok değiştirir. Özellikle İstanbul gibi hızla değişen bir şehirde çektiğiniz her fotoğraf bir belge hatta kanıttır. Benim fotoğraflarım da ağırlıkla bu yöndedir. 90’lı yıllarla başlayan özellikle son yıllarda daha yoğunlaşan bir İstanbul arşivim var. Fotoğraflarım yurtiçinde ve yurtdışında daha çok akademik yayınlarda kullanılmakta. Şehri anlamak konusunda hava fotoğrafı çok önemli bir araçtır. Yerden bakıldığında görüp algılayamadığınız pek çok şeyi hava fotoğrafından algılamak mümkündür. Ayaklarınız yerdeyken bir çizgi olarak gördüğünüz bir şehir kesiti, biraz yükseldiğinizde bir alan olarak görülür. Bu alan içindeki kütleler boşluklar şehrin bir anlamda coğrafyasıdır. Bu açıdan bakmak her şeyi daha net algılamamıza imkan tanır. Hatta geleceği görmek bile olasıdır havadan baktığınızda. Boşluklar, sıkışıklıklar size gelecek yıllarda neler olacağı ile ilgili bilgiler verirler. Bu cümlelerden de anlayacağınız gibi ben sadece “güzel İstanbul’u” çekmiyorum. Güzel İstanbul kadar, halkın çoğunluğunun yaşadığı altyapısı olmayan plansız ve çarpık gelişmiş daha fakir ve ranta daha sıcak bakan bölgeleriyle de ilgileniyorum. Sanırım bu gözle fotoğraflar çekmemde 8 yıldır İstanbul Teknik Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi’nde hocalık yapmamın da bir etkisi var. Çok sayıda mimar, şehir planlayıcısı ile beraber olmak başka bir görüş kazandırdı bana. Fotograf görüşümde İTÜ Mimarlık Fakültesi’nin çok büyük etkisi olmuştur. Çeşitli yayınlarda basılmış fotoğraflarım olduğu gibi fotoğraflarımdan oluşan bir kitabım da var. Yayıncı kaynaklı sorunlardan maalesef piyasada bulmak çok kolay değil. Sanırım bir kitabın derdi, sizin elinizden çıktıktan sonra başlıyor. Ama tabi bu dertler yeni maceralara açılmak için engel değil, yeni projeler hep var ve de olacak… Ayrıca, ben macera seven biriyim.

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.