banner ad
0

Hikaye Şehir: Havana

Yazı: Nazan Aşkalli – Fotoğraflar: Ömer Serkan Bakır

Havana Küba’nın renkli dünyasının en güzel temsilcisi… Yaşam tarzındaki başkalık ve enerji ile kendisine hayran bırakan bu şehir, sokaklarındaki sömürge dönemi izleriyle sizi geçmişle buluşturuyor. Küba’nın yıllara meydan okuyan, coşkulu, muhteşem başkenti Havana’dayız. İstanbul’dan yaklaşık 16 saat süren yolculuk sonrası yaşadığımız yorgunluk heyecanımızı bastırmıyor.

IMG_6282

Adayla ilgili anlatılan hikayelerde duyduklarımız görmek için bir an önce sokaklara karışıyoruz. Aralık ayının başlarındayız. Hava 23-25 derece arasında değişiyor. Küba için en uygun ziyaret zamanının Kasım-Nisan ayları arasında havanın yağışsız olduğu, ılık güneşi hissedebileceğiniz dönemi olduğu söyleniyor. Gerçi yılın her dönemi dünyanın dört bir yanından gelen hiç eksilmeyen ziyaretçileri var Küba’nın. Bu nedenle en önemli geçim kaynağı turizm. Bunu puro tütünü ve şeker kamışı üretimi takip ediyor.

Dünyanın en büyüleyici başkentlerinden Havana, kurulduğu 1515’li yıllarda liman kenti olmanın etkisiyle kaçakçıların ve mafyanın elinde yıpranmış ve yorulmuş. 1950’lerden kalma görüntüsü, sömürge döneminden kalma evleri, manastırları, restore edilmiş kilise ve saraylarıyla filmlerdeki gibi etkileyici. Havana farklı bölgelerden oluşuyor ve biz ilk olarak eski Havana’dan başlıyoruz.

IMG_6497

Gördüğümüz rengarenk arabalara binmek için can atsak da fotoğraf çekmek, biraz tozuna bulanmak için sokaklarda yürümeyi tercih ediyoruz. Alternatif olarak Coco adı verilen üç tekerlekli motorları kullanabilirsiniz. Adımlarım şehrin kaldırımlarıyla buluştuğunda bir tiyatro sahnesinde yada eskimiş bir romanın sayfalarının içindeki hikayede gibi hissediyorum kendimi

Eski Havana’nın yaşam dolu alanı Katedral Meydanı ilk durağımız. Yerel kıyafetleri ile ellerinde çiçek sepetleri taşıyan kadınlar, oyuncak bebekler kadar güzel görünüyor. Puroları ile fotoğraf çektirmeye oldukça hevesliler, elbette bahşiş karşılığında…

Hiç eksik olmayan müzik sesi günlük yaşamı karnavala çeviriyor. Bu durumun geçici olduğunu düşünüyorsanız eğer,  kulağınıza her an gelen Küba müziklerinin iliklerinize işlediğini göreceksiniz. Katedral meydanının en özel yanı 18. Yüzyılda inşa edilmiş muhteşem kilise. İki çan kulesi, barok tarzı ön cephesiyle büyüleyici görünüyor. Kristof Kolomb anısına yapıldığı söylenen bu kilisede Kolomb’un kemiklerinin de saklandığı söyleniyor. Restore edilmiş konakları, dar sokaklardaki sanat galerilerini, sergileri, hayranlıkla izliyorum.

IMG_6449

Yorgunluk atmak için tercihimiz Ernest Hemingway’in gözde barı La Bodequita Medio. Burada yazarın iddiasına göre Havana’nın en güzel Mojitosu içiliyor. Bol buzlu naneye karışan rom tadına ve şehri keşfetmeye doyamıyoruz. Küba halkı için yaşam çok hızlı değil. Rahat, durumlarını kabullenmiş, mutlu halleri yüzlerine yansıyor.

Devrimleri ve kahramanları ile gurur duyuyorlar. Okuma oranları yüksek. Sokaktaki 3 yaşındaki kız çocuğun yaptığı salsa dansını görünce hepsinin doğuştan dansçı olduğunu düşündüm. Öylesine sıcakkanlı ve samimiler ki bir sure sonra enerjileri size de geçiyor.

Küba sokaklarında kendinizi kötü hissetmenize imkan yok. Havana Castro’nun meydan okuyan, yorgun ama güzel şehri… Okyanus dalgalarının esintisini hissederek saatlerce yürüyoruz ve açık hava müzesini andıran şehrin manzarasını izlemek üzere Morro Kalesine doğru çeviriyoruz yönümüzü.

Liman notasına yakın kaleye deniz altından bir tünel ile ulaşılıyor. Kalenin surlarında sergilenen yağlı boya resimler, deri eşya satıcıları, renk katıyor, manzara çok etkileyici. El Morro görülmeyi hak ediyor. Bulutlara yaklaşıp Havana’yı izlemenizi, hatta orada küçük arabasında pina colada yapan güzel kızdan bir bardak kokteyl almanızı tavsiye ediyorum.

IMG_2273

Eski Havana’nın en güzel bulvarı Prado, büyük araçları, geniş caddeleri, ıhlamur ağaçları altındaki mermer bankları, neşeli insanları ile en sevdiğimiz bölge oldu.

Centro Habana ve Vedado’yu görmek için yeni Havana’ya geçiyoruz. Okyanusun dalgalarına yenik düşen şeritli Malecon Caddesi bu bölgeyi birbirine bağlıyor. Balıkçıların, beysbol oynayan gençlerin arasına karışıp tadını çıkarın.

Centro Habana, Camagüeyli bir ressam olan Salvador Gonzalez’in kendisini Afro Küba kültürünü korumaya adadığı köhne, ticari ama her köşesi fotoğraf karesi gibi olan bölge.

IMG_2183

Vedado ise altın çağını 1940larda yaşamış, mafya liderlerine, Frank Sinatra gibi ünlü sanatçıların ışıltılı sahnelerine ev sahipliği yapmış. Havana’da bu kadar öykü, bu kadar detay görünce, aslında küçük bir ada dediğimiz Küba’nın kitaplara sığmayacak kadar büyük olduğunu düşünüyorum.

Ve Havana’nın en ünlü meydanlarından Capitolio Nacional’e geçiyoruz. Hemingway düşkünleri için yazarın “Akıntı Adalarında anlattığı bar El Floridita, Küba opera ve balesine ait olan bina Gran Teatro de la Habana ve ünlü tütün fabrikası Partagas göreceğimiz yerler arasında. Yılda 6 milyon puro ürettiği söylenen fabrikada fotoğraf çekmek yasak!

Unesco tarafından 1982 yılında dünya miras listesine alınan Havana, geçmişten gelen güzellikleri sunmak için hevesli. Müzeleri, sanat galerileri, güzel konakları ile ruhunuzu besliyor, kendine hayran bırakıyor.

Biz Havana’da 1950’lerde duran zamanı yaşadık. Üstü açık arabalarla Melacon bulvarında dalgalardan kaçtık, salsa öğrenip sokaklarda dans ettik, tarihle buluşup devrimin izlerini sürdük. La Caberna’da Buena Vista’yı canlı canlı izledik. Tütün fabrikalarında tek bir puronun yapımındaki zahmeti görüp hayret ettik. Çocukları kadınları fotoğrafladık, sohbet ettik, hikayelerini dinledik. Kübalılar zor şartlarına rağmen sabırlı ve umut dolular.

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.