banner ad
0

Moğolistan’a Yolculuk

Yazı ve Fotoğraflar: Prof. Güler Ertan

Moğolistan Doğu ve Orta Asya'da bulunan denize kıyısı olmayan bağımsız bir ülkedir. Ülkenin kuzeyinde Rusya, güneyinde, doğusunda ve batısında Çin Halk Cumhuriyeti bulunmaktadır. Moğolistan'ın siyasal sistemi parlamenter cumhuriyettir. Yüzölçümü ise 1.564.116 kilometre karedir. Nüfus ise 2900 milyon civarındadır. En büyük yüzölçümüne sahip olan dokuzuncu ülke ve kilometrekare başına düşen insan sayısı ise en az ülkedir. Ülke tarım alanı olarak ekilebilir toprağı sahiptir. Toprakların çoğu bozkırdır. Kuzey ve Batısı dağlarla çevrili olup güneyinde ise “Gobi Çölü” bulunmaktadır. Nüfusun % 30’u göçebe veya yarı göçebedir. Nüfusun çoğunluğu Moğol olup, inançları ise %90’nı Tibet Budizm’in yerel Şamanist geleneklerinin sentezinden oluşan Budizm’dir. Diğer geriye kalan toplum ise Hıristiyan ve çok az da olsa Müslüman bulunmaktadır. Moğol halkı dışında kazaklar ve açık renk gözlü sarışın olan Tuvalar ülkede yaşamaktadır. Bu toplumlar genellikle batıdadır.

DSC01604

Moğolistan genel olarak az yağış ve ısı farkı de değişken olan, sert bir kara iklimine sahiptir. Başkenti olan “Ulan Batur” da ocak ayındaki ısı ortalaması -28 derecedir. Temmuz ayında ise 18 derecedir. Kışın ırmaklar ve göller donarken toz ve kum fırtınaları da görülmektedir. Para birimi ise “Moğolian Tugrik (MNT)”'dir. Moğolca Ulan Batur anlamı ise, “Kızıl Bahadır” veya “Kızıl kahramandır”. Urga’dır ise Ulan Batur’un eski adıdır. Ulan Batur da nüfusun hemen hemen yarısı burada yaşamaktadır. Orta Kuzey Moğolistan’da bulunan Tuul nehri üzerinde bir vadide bulunmakta. "Rakım 1310 metre" ülke, kültür, sanayi ve Moğolistan karayolu ağının merkezidir. Rusya Trans-Sibirya ve Çin demiryolu sistemi bu şehirden geçmektedir. Kentin Sukhbaatar meydanında ise Ruslardan kalma Cengiz Han'ın heykeli, parlamento binası, ulusal opera, kültür sarayı bulunmaktadır. Kentin genelinde ise tamamen yeni yapılaşmadan oluştuğunu gözlemliyoruz. Bogdo Han sarayı ise, tipik Tibet Mimarisi ve çadırların estetik görünümünü andıran yeşil renkteki tahta oymacılığı ile süslü olan saray yeşil saray olarak da bilinmektedir. Bu saray 1893- 1993 yılları arasında Moğolistan'ın son hanı ve Tibet Budizm’inin lideri olan 8. Bogdo Han'ın ikamet için inşa edilmiştir. İçindekiler ise Moğolistan'ın ilk "Bogol Gegen Zanabazar" öğrencileri tarafından yapılan eşsiz bronz dökümler, ipek ve kağıt üzerine yapılan resimler, tanrı heykelleri ve kar leoparı derisinden yapılmış kraliyet ger çadırı vb. sergilenen ilgi çekici eşyalardır.

Dalanzadgar-Güney Gobi

Bu kentte ilk dikkati çeken ve Budizm’e ne kadar değer verdiklerini kanıtlayan 500 keşişin yaşadığı Moğolistan'ın Sarı Tarikatı Budizm’in merkezi olarak bilinen Ganda Manastırı'nda 24 m2 boyundaki altın kaplama buda heykelinin "Megjit Janra ise özenle uzun yıllar nasıl koruduklarını görüyoruz. Yine geçmişi eski Moğol geleneklerine dayana Naadam Bozkır oyunlar ise yerel göçebe halkın sunduğu güreş, okçuluk ve at yarışları gösterilerini içermektedir. Çocuklarına küçük yaştan itibaren ata binmeyi öğreten Moğol halkını at olmadan hayal etmek imkansız. Moğol atının vücudu küçük olmasına rağmen son derece güçlü ve dayanıklı, at binicileri ise hafif olmaları için 5 ila 12 yaş arası çocuklardan oluşuyor. Moğolların ata verdiği değeri son olarak iyi izlediğim yarışlarda gördüm. Birinci gelene verilen madalya biniciye değil, uzun uzun atın öyküsü anlatılıp ata madalya takılıyor. Taş ve kumdan oluşan çöl manzaraları eşliğinde 3-4 saatlik bir cip yolculuğunda sonra Kohongo kumullarını görmeye başladık. Servei Zuulun sıradağların kuzeyinde yer alan 7 ila 20 km arası eninde ki gizemli "Kohongoriin Els" kumulları 180 km boyunca uzanmakta. Rüzgarın kaldırdığı kum kütlelerinin sesi, oluşturduğu melodiden dolayı 200 metre boyundaki kumullara “Şarkı Söyleyen Kumullar” da denmiş. Kohongor nehrinin oluşturduğu vahada ise evcilleşmiş Baktriyan devreleri yaşamakta. Besleyici yağ deposundan oluşan iki hörgüç ve kırmızıya çalan yünümsü tüylerle sarılı bu develer Gobi Çölü'nün şiddetli soğuğuna dayanıklıdırlar. Deve yetiştiricileri bu develere “Yaşayan Dinazor” veya “Gobi Prens’i” demektedirler.

DSC01766

Gobi Çölü ise Asya'da Moğolistan Cumhuriyeti’nin güney ve Çin'e bağlı Sin-Kiang ve Kansu eyaletinin yakınlarındaki bölgeleri içine alan geniş bir çöldür. Etrafını kayalık altay sıradağları çevirmiştir. Çölün uzunluğu 1600 km, genişliği 480 ile 965 km arasında değişir. Kışları soğuk, yazları ise sıcak karasal ve kuru bir iklime sahiptir. Isı -40 ile 45 derece arasında değişiklik gösterir. Dünyanın beşinci büyük çölüdür. Gobi Çölü’nde bitki örtüsü dikenli çalı ve otlardan ibarettir. Akarsuya hemen hemen hiç rastlanmayıp çok büyük olmayan tuzlu göletlere de rastlanır. Gobi Çölü'nün özellikle kızıl kayalar bölgesi paleontologlar için önemli bir yerdir. Burada en iyi korunmuş dinozor fosil yataklarına da rastlanır. Aynı zamanda çölü boydan boya geçen bir demiryolu hattı da bulunmaktadır.

DSC01935

Karakurun

Moğol imparatorluğunun 13.yüzyılda 30 yıl başkentlik yapan, 1220 yılında kurulup 140 sene boyunca ipek yolunun durak noktalarından biriydi. Cengiz Han'ın torunu Kubilay Han, kurduğu “Yunan” hanedanlığını Pekin’e taşıyana kadar Karakurun büyük Moğol İmparatorluğu'nun başkenti idi. Aynı zamanda Orhun kalıntılarının bulunduğu ve dünya kültür hazineleri alanıdır. Burada bulunan Moğol Budizm’inin yeri olan "Erdenezuu Manastır’ı" ve tapınağın yakınında yaklaşık 800 yıllık dev taş “kaplumbağa” heykelini de görebiliyoruz.

DSC01973

Orhun Vadisi

Moğolistan'ın merkezinde "Ulan Batur" dan 370 km uzaklıkta Orhun nehrinin civarında bulunmaktadır. Orhun vadisi 2004 yılında UNESCO Dünya Miras listesine alınmıştır. Uygur ve Moğol İmparatorluğunun başkentleri Orhun vadisindedir. Bu nedenle Orhun vadisi Hun, Göktürk Uygur ve Moğol İmparatorluklarına ait arkeolojik kalıntılardır. Eski şehir ve yerleşik merkezlerinin enkazları yazılı ve dikili taşlar, mezarlar ve Budist tapınaklarının bulunduğu çok sayıda tarihi bilgi içeren kültürel bir miras olarak benimsenmiştir. Yolculuğumuza devam ederken günler sonra ilk defa asfalt yolu gördüğümüzde çok şaşırmıştım Türkiye cumhuriyeti hükümeti burada dünyaca eşi bulunmayan ve orijinal olarak saklanan Orhun yazıtlarının da bulunduğu müzeyi ve bu yolu yaptırdığını öğrendik. Tabii ki gururlandık. Fakat müzenin girişindeki genel açıklama yazısı Moğolca ve İngilizceydi, hemen aklıma şu soru geldi niçin bu açıklamalarının yanına Türkçesi de yazılmamıştı. Doğal olarak burada milli duygularımın ön plana çıkması sonucu Türk Milletinin parası ile yapılan bu müzede resmi dilimiz olan Türkçeyi de görmek istedim.

Bu kadar zengin kültürel içerikli bölge hali göçebelerin yaşadığı hayvanlarını otlattığı bu kültürel miraslara değer vererek koruyarak yaşadığı bir yerdir. Göçebeler için yaşam birkaç değişiklik dışında yüzlerce yıl öncesinde olduğu gibi devam etmektedir. Burada bulunan Orhun Yazıtları 1889 yılında Göktürk Kaanlığına aittir.

Moğolistan okyanus rejiminden ayrıldıktan sonra geleneksel kimliklerini yeniden sahiplenmişlerdir. Bu kimlik yaklaşık 8 asır önce arkasındaki güçlü atlı süvarileriyle bozkır imparatorluğunu kurup Pasifik kıyılarından Karadeniz’e kadar olan Avrasya Cengiz Han'ın mirasıdır. Doğallığını kaybetmeyen doğayı cana yakın misafirperver bir halka sahip aynı zamanda at ve deve yetiştiriciliği ile uçsuz bucaksız bozkırları aynı zamanda Gobi Çölü'nün yurtlarda yaşayan insanların geleneksel yaşam tarzını Moğol gelenek ve ruhunu anlatan “Naadam Bozkır” oyunlarının kutlama törenlerinin geleneklerini aynen devam ettirmektedir.

DSC01988

İşte bu güzellikleri görebilmek için Bişkek aktarmalı tümü 10 saat devam eden uçuş sonucu Moğolistan'ın başkenti Ulan Batura vardık. Burada bir gece otelde kaldıktan sonra tekrar uçak ile “Dalanzatgad-Güney Gobi’ye uçtuk. Havaalanında bizi bekleyen jiplere üçer kişi olarak bindik. İşte bizim Moğolistan maceramız başladı. Günde ortalama 1200 kilometre yolu, sadece asfalt değil hiç yolu olmayan toz, çamur, dev çukurlarla bezenmiş yolculuk serüvenimiz 5 gün boyunca devam etti. Bu uzun yolculuk süresince molalar verilerek bozkırda ve çölde nasıl çiçek toplanır pratiğini öğrenerek gece kalacağımız Moğolların keçeden yapılmış geleneksel çadırı olarak bilinen “Ger (Yurt)” kampına geldik. Tuvaletlerin ve duş yerlerinin tamamen “Ger” başında ortak kullanıma açık olduğunu gördük. “Ger’in” kapısının küçük olması nedeniyle bazı arkadaşlar başlarını çarparak canlarını da acıttılar. Geceleri ise karanlıkta tuvalete gitmek zor geldiği için pek çok kişi karanlıkta çadırların yakınında çiçek toplamaya devam etti. Tabi bazı gecelerde zararsız haşaratlarla da beraber yatağımızı paylaştık. Seçici olanların dışında yemek konusunda hiçbir zorluk yaşamadık.

SAMSUNG CSC

Bunların yanı sıra Moğolistan'ın özel tatlarını da denedik. Örnek airag (kımız) az alkollü ekşi kısrak sütünden yapılan içecek, peynir çeşitleri ve bizde Anadolu'da keçi ayağı denilen kızartılmış hamur gibi…
Sonuçta böyle bir zorluğu ve kısıtlı yaşamı gördükten sonra, ülkemizin yiyecek, bitki örtüsü, iklim ve gerekse yaşam koşullarımızı oluşturan lüksümüzün de oldukça yerinde olduğunu düşündüm. Savurganlığımızın çok fazla olduğunu ve bizim bu zenginliklerin farkında olmadığımızı da söylemeliyim. Türkiye gibi bir ülkede yaşadığımız için çok mutlu olduğumu biliyordum ama burayı gördükten sonra tekrar hatırladım. Bu seyahati yaptığımız için çok mutluyum bana geçmişimi ve şu anı fark ettirdiği için…

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.