banner ad
0

Neden Fotoğraf Çekiyoruz?

“Yüzlerce fotoğraf çekiyor ve bunları CD'lere kaydedip, unutup gidiyorsak o görüntüleri kaydetmenin ne anlamı var?”

Yazar: Aslı Avcu

Üniversiteye başladığım sene yaptığım ilk iş okulun fotoğraf kulübüne girmekti. Gerçekten ne okuduğumun anlamı yoktu, kendimi fotoğrafa adayabilirdim. Oysa fotoğrafa dair bilgimi ölçmek için dağıttıkları formu görmek bile cesaretimi kırmıştı. Bu kadar karışık bir teknikle karşılaşacağımı hiç düşünmemiştim. Meğer daha ne zorlukları varmış, onu da sonra anlayacaktım. Hemen vazgeçmedim. Kendime manuel bir fotoğraf makinesi aldım. Az çok teknik bilgi de edindim. Sıra fotoğraf çekmeye geldi. Makinemi boynuma asıp çıktım sokaklara. Ama ben vizörden insanlara bakacağıma insanlar gözlerini dikmiş, makinesiyle ürkek ve şaşkın gezinen bana bakıyorlardı. Düşündüğümün tam tersi oluyordu. Birinden izin almadan onun fotoğrafını çekmeyi düşünemiyordum. İzin almaksa, kaybolduğunda yol dahi sormayan benim gibi biri için imkansızdı.

Fotoğraf makinem kendiliğinden kedilere, bana arkası dönük insanlara, binalara ve tanıdıklarıma yöneldi. Kendimi gizli ajan gibi hissediyordum. Dergilerde veya fotoğraf sergilerinde etkilendiğim fotoğraflara rastladığımda, "keşke bu fotoğrafı çekebilecek yetenekte biri olsaydım" diye hayıflanıyordum. Bu arada, ben fotoğraf çekemezken çevremdeki pek çok kişinin fotoğrafa ilgi duyduğunu fark ettim. Sanırım o noktada "neden fotoğraf çekmek istiyoruz?" sorusu kafama takıldı. Cevapları buldukça sorular da artıyordu.

Fotoğraf bir belgeleme aracı, ölüme ve yok olup (unutulup) gitmeye karşı bir direnme yolu, bir sanat, bir iletişim şekli… Fotoğrafın doğasıyla ilgili pek çok şey yazıldı, söylendi. Ortaya çıktığı günden bu yana fotoğraf da değişti. Kullanım alanları çoğaldı, çoğaltma teknikleri farklılaştı. Belki biraz ileri gitmiş olacağım ama cep telefonları kadar yaygınlaştı. (Zaten çoktandır cep telefonlarıyla da fotoğraf çekmek mümkün). Dolayısıyla amatör fotoğraf üzerine yeni bir şeyler söylenebilirmiş gibi geliyor bana. Mesela yüzlerce fotoğraf çekiyor ve bunları CD'lere kaydedip, unutup gidiyorsak o görüntüleri kaydetmenin ne anlamı var?

Geçenlerde Antonioni'nin “Bulutların Ötesinde” filmini izliyordum. Yönetmen rolündeki John Malkovich, filmin başında, yeni filmini çekeceği bir İtalyan kasabasında keşif turu yapıyor. Elinde bir fotoğraf makinesi var. Uygun bulduğu bir binanın fotoğrafını çekerken, "…imgelere sıkı sıkıya bağlı biriyim. Bir şeyin fotoğrafını çekmeden gerçekliğini keşfedemem. Etrafımdaki şeylerin fotoğrafını çekmek ve onları büyütmek, onların ardında saklı olanı bulmaya çalışmak… Mesleğimde bundan başka bir şey yapmadım…" diyor. Bu sahneyi izledikten sonra birden, beni de fotoğraf çekmek için harekete geçiren güdünün bu olduğunu fark ettim. Bir nesneyi, bir canlıyı makinenin kadrajı ile sınırlamak, onu mekanın karmaşasından ve gürültüsünden kopartıp almak, dikkat dağıtıcı çevresinden soyutlamak, ona yakından bakmak, onu ortaya çıkarmak,  yani onu görmek! Evet, yalnızca görmek için nesneyi fotoğraflamak. Belgelemek, belleğe kaydetmek eylemleri daha sonra geliyor.

Fotoğrafın yalnızca sanata ve bilime hizmet etmeye yaradığını iddia eden Baudrillard da, fotoğraf makinesinin imgeyi idealleştirip yücelttiğini söylemiş. Camera Lucida adlı kitabında Roland Barthes'ın da defalarca vurguladığı gibi fotoğraf, imgenin bir zamanlar var olduğunu gösterdiği gibi; fotoğrafçı da, adeta küçük bir çocuk gibi, fotoğrafa bakana, "Bak işte! Şuna bak!" demektedir. Bu belki de görsel sanatların tamamı için geçerlidir. Ressam Paul Klee de "Sanatın işlevi görüneni yeniden üretmek değildir; sanat görünür kılar", derken aynı noktayı işaret ediyor olamaz mı?

Gerçekten de amatör olarak çekilmiş pek çok fotoğrafa baktığımızda; fotoğrafçının söylemek istediği, vurguladığı şeyi hemen kavrarız. Kısa bir an bunun için yeterlidir çünkü daha önce bu fotoğrafın çok benzerini görmüşüzdür. Zaten sahip olduğumuz bir bilginin, yorumlamış olduğumuz bir duygunun izdüşümüdür. Yeniden anlamlandırmamız gerekmez. Görsel imajların yoğun olarak hayatımıza girdiği çağımızda, artık saf bir görmeden söz etmemiz çok güç. Tüm imajlar bir duygu ya da bir düşünceyle eşleştirilmiş gibi. Bunu kırabilmek için gördüğümüz nesneye bir çocuk saflığıyla, ilk kez görüyormuş gibi bakmayı yeniden öğrenmemiz gerekiyor.

Yine Roland Barthes'in Camera Lucida adlı kitabında bir ‘tekil fotoğraf’ tanımı var. Diyor ki; "Fotoğraf  'gerçekliği' ikileştirmeden, kararsız bırakmadan (vurgulama, bir birleştirme gücüdür) vurguyla dönüştürürse tekil olur: ikilik, dolaylılık, rahatsızlık olmadan…  'Konu' der amatör fotoğrafçılar için yazılmış bir el kitabı, 'sade ve gereksiz eklemelerden arınmış olmalıdır; buna 'Birliği Aramak' denir." Barthes, tekil fotoğrafların çabuk algılanır, ayrıntısız ama yaralamayan ve akılda kalmayan fotoğraflar olduğunu söyler. Tekil fotoğraflara bakarken okuma bölünmez. Kavrayış hızlı ve net olur. Fotoğrafı yeniden düşünmeye gerek kalmaz. Şüphe, tereddüt, rahatsızlık yoktur. Fotoğraf unutuluşa terk edilir. Barthes buna karşılık, ayrıntıların bilinçli olarak yerleştirildiği fotoğrafların da kendisini etkilemediğinden bahseder.

Barthes'ın kitabını yazdığı 1970'lerin sonunda amatör fotoğrafın çoğunlukla anı fotoğraflarından oluştuğunu ve insanların bir geçmiş oluşturmak, albümlerine koymak amacıyla fotoğraf çektiklerini varsayabiliriz sanırım. Günümüzde ise amatör fotoğrafçılar, fotoğrafı teknik ayrıntılarını öğrenmek ve fotoğrafla bir şeyler anlatmak istiyorlar. Yakın zamanda açılan fotoğraf atölyelerine gösterilen yoğun ilginin sebebi böyle yorumlanabilir. Barthes tekil fotoğraf deyince amatör fotoğrafı değil basın fotoğrafını kasteder aslında. Ve fotoğraf ne kadar etkileyici, ne kadar çarpıcı bir konuya odaklanmış olsa da tekil bir fotoğraf olduğu sürece unutulacağını söyler. Akılda kalan fotoğraf düşündüren, kolayca isimlendirilemeyen fotoğraftır.

Son bir not olarak şu söylenebilir belki: Eğer görmek, bir zamanlar o şeyin orada olduğuna inanmak için fotoğraf çekiyorsak; nesnelerin temsilleri, nesnelerin yerini almış demektir. O zaman son yıllarda fazlaca üretilen fotoğrafa şaşırmamak gerekir.

* Bu yazı 2009 yılında Photo Digital dergisinde yayınlanmıştır.

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.