banner ad
0

Ortak Akıl

Yazar: Prof. Sabit Kalfagil

Ben inanırım ki, sanat söyleyeceği sözü olan kişinin bunu başkalarına bildirme ihtiyacını karşılar. Örneğin fotoğraf, bakın ben ne gördüm demektir. Başka bir değişle sanat başkaları içindir. O halde iletilecek ifade hangi dalda yapılacaksa o dalın dili ile biçimlenmek zorundadır. Bunun karşı tarafın bilmediği bir dil olması kabul edilemez. Yani ifade daha oluşurken bunu karşı tarafın bilip anlayacağından emin olduğumuz bir dilde yapılması zorunludur. İlham ya da ilk sezgisel kıvılcım, bulutsu, yarı belirgin bir şeydir. İfade onun ete kemiğe bürünmesi ile oluşacaktır. Peki, bu ete kemiğe bürünme yani yapılanma hangi dilde olacaktır? Elbette sanatçının seçtiği ya da bildiği bir dilde… Sanatçı eğer yazın dilini biliyorsa kurduğu hayal de o dilde olur ve o dilde iletilmelidir. Bir öykü düşünüp bundan bir fotoğraf yapmaya kalkışmak soylu bir davranış değildir. Nedenini sıralayalım:

* Öykü bir süreç anlatır. Fotoğraf anlık bir durumu gösterir.

* Fotoğraf iki boyutlu bir dile sahiptir. Öykü ise dört boyutlu bir dile.

* Peki, bir öykü hayal edip sinema yapılamaz mı?

* Çoğu kere yapılıyor. Ne var ki bu örnek bile birebir uygunluk sağlamaz. Çünkü sinemada da öyküdeki gibi zaman boyutu vardır ama üçüncü boyut yoktur. (ya da yakın zamana kadar peşi bırakılmış idi.)

* Görüntü dilinin somut ve sınırlayıcı karakterine karşın yazın dili okuyucunun düş gücünü kullanır. Üzerine farklı biçimde hayal kurulabilir. Bu yüzdendir ki bugüne kadar romanını okuduğumuz bir filmi romanından daha etkileyici bulduğumuz olmamıştır. Sanatçı bu iletim dillerinden sadece birini biliyordur. Burada bilmekten amaç yazacak kadar bilmektir. O dilin okuryazarı olmaktır. Sanatçı birden çok dil biliyor olsa bile üretmeyi düşündüğü ifade hangi dalda ise düşlerini o dalda kuracaktır. Peki, iletilenin karşı tarafça anlaşılması da karşı tarafın okuryazar olmasına bağlı değil midir? Hayır değildir. Sadece okur olması yeterlidir. Yazarı olması gerekmez. Ama hiç şüphe yok ki her iki tarafın, yani sanatçı ve seyircinin o dilin sözcüklerini bilmesi, daha doğrusu sanatçının okurun bilebileceği sözcüklerle yazması gerekir.

ortak

Peki, fotoğraf sözcükleri nelerdir? Biliyorsunuz biz bu gezegende en az bir milyon yıldır yaşıyoruz. Bu sürede yaptığımız gözlemlerin birikimleri çok sonraları mağara duvarlarına çizilmeye başlandı. O günden bugüne kazandığımız görsel ifade becerisi bu uzun birikimden güç aldı. Çizdiğimiz ya da görüntülediğimiz şeyler ancak asıllarını en çabuk hatırlatabildiği zaman başarılı olur. Aksi halde bakan göz yorulur ve çabuk vazgeçer. Bu görüntüler ait oldukları biçimlerin en okunaklı ve bizde yer etmiş referans durumlarını göstermelidir. Bir de eğer bu biçimler bir kavrama karşı geliyorsa o kavramı anımsatan en tipik en okunaklı ve en paylaşılmış halleri ile gözükmelidir. Bu ne demektir? Görüntü dilindeki bu işaretler tıpkı yazı dilindeki harfler ve sözcükler gibi paylaşılmış ve üzerinde karar kılınmış biçimlerdir. Dolayısıyla bunlar görselliğin sözcükleridir. Bunlarla kurulacak cümlelerin başarısı onun ne denli anlaşılır ve etkili olacağına bağlıdır. Yani her düzeyde okunaklı ve anlaşılır olmak temel koşuldur. Etkili olmak ise bununla başlar.

Biz bazen bir sahnenin çağrısına uyup hemen çekime başlarız. Ama çoğu kez bu ilk kareler değil, daha sonra ortak akılla çektiğimiz bir başka kare daha doğrudur. Etkili bir anlatım için belirginlik, yani okunaklı olmak yeterli midir? Kişiden kişiye değişecek anlatım başarısı bu işaretlerin yani sözcüklerin işaretli ve etkili kullanılmasına bağlıdır. Bu da görsel öğelerin etki yaratacak biçimde yoğrulup organize edilmesi ile olur. Kuşkusuz bunun çıkış noktasında da akıl ve bilgi vardır. Eğitilmiş herkes doku, leke, hacim, renk gibi temel öğeleri bilir ve kullanır. Ama bunları etkili kullanıp, anlatımı güçlendirme gücü kişiden kişiye değişir. Yetenekle ve sezgi ile ilgilidir. Ama ne var ki bunun da temelinde ortak akıl vardır.

Özetle, estetik sözcüğü ile ifade ettiğimiz etkili anlatımın temeli gene bilgi ve akıldır. Bu etki büyük ölçüde doğru olmaktan güç alır. Bir başka değişle güzel ve doğru aynı kapıya çıkar. Bunun için dönüp doğaya bakalım. Daima hayranlıkla izlediğimiz canlılar, balıklar, böcekleri kertenkeleler hep bir nedenle farklı yaratılmışlardır. Bunların oluşumunda estetik bir ön yargı veya bugün dilimizden düşürmediğimiz “tasarım” yoktur. Onlar öyle olmaları gerektiği için o biçimi almışlardır. Bunları biçimlendiren doğanın aklıdır.

Peki, bu ortak akıldan insanoğlunun payına düşen eşit ve standart bir miktar mıdır? Yani, eşit olarak mı dağıtılmıştır? Elbette değildir, nasıl genel akıl eşit değilse o da öyledir. Ne var ki ortak ve paylaşılan bölümü oldukça önemlidir. İletişimde bir sanat ürününün okunmasında iş gören bu ortak akıldır. Peki, bu ortak akılla herkes bir görseli tıpatıp aynı mı algılar? Elbette farklı algılar. Ama bu fark çok önemli değildir. Nasıl ki bir yazın parçasını okuyanlar bunu farklı algılıyorsa, ama bu farklılık ortak anlatımı değiştirecek denli önemli değilse bir görsele bakanların paylaştıkları da ortak doğrulardır. Ötesi duyarlık farkları ile de açılanabilecek şeylerdir. Akıllar eşit dağıtılmış olmasa da yeterince işe yarayan bir ortak bölümü vardır.

En az 40 yıldır fotoğraf jürilerinde bulunurum. Değerlendirmede açık oylamayla birkaç eleme yapıldıktan sonra finale kalanları numaralayıp kapalı oy pusulalarında puanlarız. Bu kağıtlar toplanıp karşılaştırılınca belli fotoğraflar için verilen puanların üyeden üyeye büyük farklılıklar göstermediğini ve fotoğrafların değer sıralamasının da aşağı yukarı benzer olduğunu saptamışımdır. Ortak aklın varlığı burada kendini güçlü bir şekilde hissettirir.

Arkadaşlarımla yaptığım fotoğraf gezilerinde bir sahne karşısında fotoğraf çekmeye yelteniriz. Sahnenin ilk görüldüğü yerden başlayan bir bakış noktası arayışı sürerken çoğu kere gözümüzü vizörden ayırmadan sağa sola yürüdüğümüz olur. Bu arayış sırasında aynı şekilde hareket eden diğer arkadaşlarla çarpışırız. Aynı ortak nokta için ısrar ettiğimiz çok olur. Bu durum çektiğimiz fotoğrafların farklılaşmasını engeller, ama aynı zamanda doğruluklarını pekiştirir. Benzer sonuç hareketli bir sahneyi izlerken karar verilecek kritik anda kendini gösterir. Sonradan bu fotoğrafları incelerken farklı kişilerin fotoğraflarda deklanşöre aynı anda bastıkları görülür.

Günümüzde kimilerinin sanatçının, başkalarının anlamasını kale almama özgürlüğüne sahip olduğu bir anlayışı savundukları ya da buna sığındıkları görülür. Oysa her sanat dalına ait bugüne kadar oluşmuş ortak dilin öğrenilebilir ve öğretilebilir olduğu kesindir. Bu ortak dil ya da bu ortak akıl isterseniz bir ifade zanaati sayılsın isterse ona sanat dili densin bana göre vazgeçilmezdir.

Trafikte nasıl başkaları yokmuş gibi davrananların varolması trafik polisi ve ambulansı göreve çağırıyorsa, sanatta da benzer durum “sanat okuyucularını” ya da bir tür aracıları göreve çağırıyor. Ben ifade sahibi ile muhatabın arasına başkalarının girmesinin ifadenin saflığına ciddi zarar vereceğini düşünüyorum. Bunun panzehiri her ifade sahibinin paylaşılan bir ortak dili kullanmasıdır. Ortak dil ve ortak akıl, milyon yıllık bir insanlık mirasıdır. 

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.