banner ad
0

Sanata Dair

Yazar: Prof. Sabit Kalfagil

Sanat Tarihçisi Gombrich diyor ki; “İnsanoğlunun yaptığı her şey sanat olabilir.” Bunu söylerken sanatın, belli başlıkların ve türlerin tekelinde olmadığını her türden üretimin sanat olma şansının bulunduğunu kastediyor. Yoksa insanın her yaptığının ölçüsüzce sanat sayılabileceğini kastetmiyor. Bu söylemi neden kurcalıyorum. Çünkü birilerinin sanat dünyasına egemen kılmaya çalıştığı görelilik sürekli kötüye kullanılıyor.

Öte yandan insanı evrenin merkezine koyan anlayış yanlış yorumlanıyor. Sanılıyor ki, merkezde oturan soyut insan değil de gerçek insandır. Yani Ahmetler ve Ayşelerden her biridir. Oysa merkez tek bir noktadır ve bu kadar insana yer yoktur. Bu yanılgı günümüz dünyasını canavarlaşmış egolar alemine dönüştürüyor. Hiçbir yeteneği olmayan insanlar bu gezegeni salt şereflendirmiş olmanın kendilerine her türlü hakkı verdiğini sanıyorlar. Sanat tüm duyularımızla biriktirdiklerimizin sezgilerimiz yardımıyla yeniden sentezlenmesidir. Sanat bir sentezdir ve ciddi bir örgütleme yeteneği gerektirir. Başka bir deyişle bir duyarlılık ve zeka işidir. Bunun ne tür bir zeka olduğunu tartışmıyorum. Bana göre zeka tektir. Öte yandan sanat bilgi kaçkınlarının sığınağı olamaz. Belli senteze varmak önce sentezlenecek malzemeyi gerektirir ki; bu bilgidir. Buna rağmen sadece sanat çevrelerinde değil sanat eğitimi veren kurumlarda bile üstü örtülü veya açık bir bilgi düşmanlığı vardır. Çünkü bilginin sınırlayıcı olduğu, sanatın ise sınır tanımazlığı inancı yaygındır.

Bu görüşler oluşurken referans alınan çokluk resim sanatı dünyasıdır. Çünkü tüm sanatlar içinde teknolojinin ve bilginin payı bu sanatta minimumdur. Ayrıca sanata yakıştırılan disiplinsiz ve bohem hayat için de referans resim sanatıdır. Alkolizm, uyuşturucu kullanımı hatta belli ölçüde delilik, bilinen bazı örneklerden dolayı sanatın tümüne mal edilmektedir. Böyle bir sanatçı kalıbını bir mimara, bir endüstri tasarımcısına giydirebilir misiniz? Benim bilmediğim böyle bir örnek varsa bile bu türünün istisnasıdır. Bir genelleme konusu yapılamaz. Verilen bu yanlış imaj, hayatında hiçbir yerde sebat etmemiş dikiş tutturamamış, disiplinsiz ve çalışmayı sevmeyen gençlerin kendilerinde de sanatçı özellikleri bulmalarına yol açıyor.

Bir sinemadan boşalan insanları çıkış kapısında gözlemleyiniz. Bütün delikanlıların yüzünde bir başrol jönünün kasıntısı vardır. Bunun böyle olduğu yani sanat eğitiminin bilgi kaçkınları için olduğu imajı öylesine yerleşmiştir ki; üniversite giriş sınavlarında da en düşük puanlarla sanat fakültelerine öğrenci alınmaktadır. Kuşkusuz gündeminde sanat olmayan hatta gündeminde eğitim bile olmayan ülkeler için bunun hiçbir sakıncası olmayabilir. Burada iyi yetişmemiş bir sanatçı, kötü eğitim almış bir doktor gibi ölüme sebep olmaz.

Ülkede neredeyse hiçbir yerde heykel yapılmazken, ülke çapındaki onlarca üniversitedeki her yıl yetişen yüzlerce heykeltıraşın nasıl yaşayacağı düşünülüyor mu acaba? Diğer bölümlerde durum bu derece absürd olmasa bile, ressam başına yılda bir adet resim satıldığını sanmıyorum. Hal böyle olunca sanat eğitiminin üretime dönük olmadığı bir takım gençlerin boşta kalıp serseri olmaması için bir tür sığınma evine dönüştürüldüğü düşünülebilir. Yirminci yüzyılın başında sanata egemen olan modernist akım rasyonalizm üzerine oturmaktadır. Modern sanat, akla dayanan çoğulcu bir kimliğe sahiptir. Bugün hastalıklı bir inanışla, sanatın bilgi düşmanı gibi gösterilmesine karşın sanatın ve bilimin orijini tektir. Kainatı biçimlendiren düzendir. Bu gerçek en doğru biçimde modernizme oturmaktadır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası büyük yıkıma uğrayan Avrupa alelacele yeniden inşa edilirken, modernist mimari kötü sınav vermiş oldu. Bunun doğurduğu tepki modernizmin kuru, kültür değerlerini görmezden gelen ve gayri insani bir monotonluğa sahip olduğu inancını yaygınlaştırdı. Buna tepki olarak oluşan postmodernist akım her açıdan rasyonalizme karşı bir tepki içerir. Her çeşitten akla aykırılığa prim veren bu akım yerel kültür ve arkeolojik motifleri saçma sapan bir dekoratif anlayışla kullanır. Örneğin yüksek bir binanın cam cephesini yırtıp dışarı fırlamış antik bir konsol veya fronton sözüm ona kültür değerlerine saygı adınadır.  Öte yandan köşesinin üzerinde devrilmişçesine duran ya da ortadan yarılmış veya yıkılmak üzere olan binalar bu akımın saçmalıkları olarak bu gezegeni bir süre kirlettiler.

Sanat tarihi içinde daima akımlar bir sinüs eğrisi gibidir. Akılcı bir akımdan coşkulu bir akıma iniş çıkışlar göstermiştir. Ama bu salınımların hiçbir döneminde insanoğlu bu derece akla aykırı biçimde saçmalamamış, sonrasında da akılcı bir kanala oturmuştur. Oysa postmodernizmi izleyen akım ya da trend, deyim yerindeyse her şeyin sıfırlandığı, uygarlığın sıfır basamağına dönüldüğü bir dönemdir. Herhalde postmodernist akım öylesine saçmalamış ve sanatı öyle eksiye götürmüştür ki; oradan geriye dönüş olsa olsa sıfır eksenine kadar olabildi. Pozitif yöne bir yükselişe enerji yetmedi. Şu anda adına “contemporain sanat” denen olgu uygarlığın tam manası ile sıfır noktasıdır. Sanatın tüm kazanımları unutulmuş, deyim yerindeyse sanat dünyası belleğini yitirmiştir. Bu amnezi halinin kısa sürmesi belleğin geri dönmesi beklense de bu hastalıklı durum birilerinin işine geldiği için desteklenmektedir. Başlıca özelliği doğallık maskesi altında, ilkellik, disiplinsizlik ve kural tanımazlık olan bu estetik düşmanı akım, sıradanlığı taçlandırdığı için, tüketim ekonomisinin işine geliyor. Böylece herkesin kendini sanatçı sanması her şeyi yapma cüretine sahip olmasının önü açılıyor ve bu yolla tüketim körükleniyor.

Tüketim ekonomisinin mezarlığına yeni cesetler ekleniyor. Tutunacak hiçbir dalı olmayan bu dünyanın üyelerinin tek silahı iyi ve doğru olarak her ne yapılmışsa onu küçümsemektir. Klasik sözcüğü bu kez iltifat değil aşağılama için kullanılmaktadır. Bu işlerin gerçekte romantik, realist veya naturalist olması biçiminde bir değerlendirme söz konusu değildir. Onlara klasik yaftası yapıştırılıp saf dışı bırakılmaktadır. Orta vadede sanatın ölümünü hazırlayan bu girişimin uzun vadede, beklenen tüketimi de sonlandıracağı bilinse bile bu önemsenmiyor. Çünkü tüketim ekonomisi için gün bugündür yarın başka şeyler düşünülebilir.

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.