banner ad
0

Trinidad “Zamanın durduğu yer”

Yazı: Nazan Aşkalli – Fotoğraflar: Ömer Serkan Bakır

Küba’nın güneyine doğru adanın ortasında bir şehirdeyiz. Escambry Dağları'nın gölgesine sığınmış, Karayip denizine bakan gizemli ve büyüleyici Trinidad, 1514 yılında Diego Velasquez tarafından kurulmuş. Sancti Spiritius bölgesine bağlı olan Trinidad, 1988 yılında Unesco dünya mirası listesine alınmış ve sit alanı ilan edilmiş. İç hat uçuşlarının yapıldığı bir havalimanı olmasına rağmen, kara yolundan otobüsle seyahat etmeye karar verirseniz sizi, yaklaşık 4,5 saat süren inişli çıkışlı dağ yolları ve eşsiz bir manzara bekliyor. Uzun yıllar korsanların saldırıları ile mücadele eden Trinidad, Köle ticareti ve kaçakçılıkla kalkınmaya çalışsa da şeker kamışı üretimi le zengin olmuştur. Ve bu dönemde muhteşem İspanyol mimarisi örneği yapılar ve şeker fabrikaları inşa edilmiştir. Bağımsızlık savaşları sırasında konaklar, kiliseler yağmalanmış, tarlalar yakılmış ve talan edilmiş olmasına rağmen bugünkü kalıntıları ile ziyaretçileri büyülemeye devam ediyor.

IMG_6910

Küba’nın en kolonyanel kasabasına adım attığımda gerçekten burada zamanın durduğunu görüyorum. Sıcak renklerin her tonunu barındıran dar sokaklar, Mavi boyalı kapılar, sarı duvarlar, eski parmaklıkların gizlediği ahşap pencereler olağanüstü bir görsellik sunuyor. Taşlı yolları ile  baş edebilmek gerçekten güç. Ulaşım at arabaları, küçük motorlar ve az da olsa eski Amerikan arabalarından taksilerle sağlanıyor. Bence en iyisi yürümek… Bir anda masalsı bir atmosferin akışına kendinizi bırakabilirsiniz. Trinidad çok sayıda isimleri belli belirsiz sokaklar ve bunlardan habersiz insanlarla dolu. Yol bulmak, adres sormak yorucu ve sonuç getirmiyor. Hepsi birbirine paralel meydanlar ve sokaklarda gezmek zor değil. Bu yüzden haritayı bırakıp kaybolmak, kendi keşiflerimizi yaratmak en güzeli. Zamanlar arası yolculuk ,içinize işleyen müzik, eski ama çok eski hikayeler ile bu şehir sizi hissettirmeden avucunun içine alıyor.

IMG_6896

İlk olarak karşımıza çıkan meydan La Plaza Mayor. Şeker kamışı fabrikalarının sahibi zengin ailelerinin yaşadığı bir yer. Tam ortada 1866 yılında inşa edilen Sanstisima Kilisesi film sahnelerindeki  bir kareyi andırıyor. Yıpranmış duvarları, meydan okuyan havasıyla  fotoğraf çeken turistlerin  gözde modeli olan kilisenin İçinde en eski  Veracruz İsa’ sı var. Dünyada beş tane bulunuyor ve üçü Küba’da. Birkaç kez Meksika’ya götürülmek istenmiş fakat hava şartları müsaade etmeyince kalmasına karar verilmiş. Meydanda bulunan müzelerden biri Museo de Arquelogia Guamuhaya da bu bölgede yaşamış olan yerlilerin ve köleleştirilmiş adalıların yaşam kalıntıları, kullandıkları eşyalar sergileniyor. Oldukça ilgi çekici… Bir diğeri haydutlarla mücadele müzesi Museo Nacionel de lucha Contra Bandidos. 1960'lı yıllarda mücadele eden ve bu sırada Escambry Dağları'nda gizlenen devrimcilerle ilgili olan müzede muhteşem manzaralı bir çan kulesi bulunmaktadır. 360 derece görüntüsü sayesinde güzel kareler alabilirsiniz. Plaza Mayor’un bir blok güneyinde 1830’larda inşa edilen  özel bir saray bekliyor sizi, ilginç entrikalarla süslü efsanelere sahip saray Palacio Cantero  çarpıcı sütunları ve eski merdivenlerini  sabırla çıkabileceğiniz eski  bir saat kulesini barındırıyor.

Trinidad’da hayat sokakta başlıyor, sokakta devam ediyor. Kapıların önlerinde oturan rengarenk insanların ulusal rejim çokta umurunda değil aslında. Yoksulluklarına rağmen cıvıl cıvıl yaşam enerjisi ile dolular ve bundan ders alınması gerektiğini düşünüyorum izlerken. Saçları bigudilerle sarılı kadınlar, okula giden üniformalı neşeli çocuklar, köşe başında laflayan ihtiyarlar kısa sürede sizi kendilerinden biri gibi görmeye başlıyorlar. Oldukça yardım severler. Konaklamak istediğinizde burada ki evlerden birini seçebilirsiniz. Yaklaşık 300 tane ev var, birçoğu yatak ve yemek hizmeti veriyor. Son derece temiz ve düzenli birkaç ev ziyaret ettim. Her seyahatte olduğu gibi en sağlıklı ve güzel olanı beklentileri sıfırlamak, gittiğiniz yerin yerel yiyeceklerini tatmak onlardan biri gibi yaşamak. Her kapının önünde el sanatları ile uğraşan kadınları görmek mümkün. Kaldırımlarda her yaştan müzik yapan insanlar sayesinde kulağınızdan müzik hiç eksik olmuyor. El becerilerine bu kadar yatkın sanatkar ve zanaatkarı izlemek güzel bir şans. Meydanın güneyinde iki sokak el sanatları satışı için ayrılmış. Birbirinden güzel danteller, örtüler, yağlıboya resimler göz kamaştırıcı. Her sokakta bir resim sergisi görmenin şaşkınlığını yaşıyoruz. Satış yapmak için fazla ısrarlı değiller bu yüzden bunaltıcı bir turistik durum söz konusu olmuyor. Uzaktan gelen denizin esintisi, müzik, renkli ve sıcak kanlı insanlar öylesine etki altına almışlar ki saatlerdir süren yürüyüşün ayaklarımızdaki ağırlığını hissetmiyoruz.

IMG_2325

Susuzluğumuzu gidermek için mola yerimiz La Can Cahnchara adında bir ev oluyor. Buranın özelliği ikram edilen yerli içkisi… Kübalı Mambi subayının emri üzerine savaşa giderken hazırlanmış ve günümüze kadar ulaşmış bu içki; Ateş suyu, bal ve limondan oluşuyor. Daha  sonra  günümüze uyarlamak için mineralli su ilave edilmiş. Buradaki ateş suyu Küba’da bolca bulunan rum. Tercih edilen kokteyllerin en başında taze nane, şeker ve rum ile hazırlanan mojito geliyor. Bunu takip eden geleneksel birası, Bucenaro. Trinidad’da yemek konusunda sıkıntı yok. Yöresel lezzetleri ve tropik meyveleri size enerji vermek için oldukça yeterli. Özellikle şeker kamışının tadına bakmanızı, siyah fasulyeli pilavını ve taze deniz ürünlerini denemenizi tavsiye ediyorum.

IMG_6957

Gün ışığını yerini alacakaranlığa bırakmaya başladığı anlarda Trinidad sokakları daha fazla hareketleniyor. Gündüz sanat galerisi gibi olan evlerden müzik sesleri yükselmeye başlıyor. Tercihimizi gelenekselliği bozulmamış mütevazi ve kaliteli bir müzik evi La Casa de la Trova’dan yana kullanıyoruz. Şirin bir bahçe içinde birkaç enstrümanla harikalar yaratan bir gurup karşılıyor. Öylesine doğal ve sıcak bir ortam var ki kendinizi birkaç dakika içinde salsa öğrenirken bulabilirsiniz. Gün içindeki sakinlik ve rehavetin aksine gece sokaklara karışan kalabalığın, coşkusu ve eğlencesi hem şaşırtıyor hem mutlu ediyor bizi. Gün içinde bomboş olan La Plaza Mayor Meydanı’nın merdivenlerinde boş yer bulmak neredeyse imkansız. Dünyadaki bir çok meydana rakip olabilecek adeta festival havasındaki eğlence sabahın ilk saatlerine kadar devam ediyor. Kısa süre sonra yabancılarında adalılar gibi dans etmeye başlaması hoş görüntüler oluşturuyor. Güzel ve dikkat çekici olan ise kendinizi son derece güvende  hissediyor olmanız. Havasına o kadar çabuk alışılıyor ki neredeyse birkaç gün içinde bir Kübalı gibi hissetmeye başladık.

IMG_6982

Eğer deniz ve mavi tutkunuz varsa Trinidad’ın hemen yakınında Playa Ancon sizi kendinizden geçirecektir. Hatta konaklamak için birbirinden güzel otelleriyle tercih sebebiniz olabilir. Palmiyelerin gölgesinde eşsiz bir kumsal ve Karayip denizinin mavisi göz kamaştırıcı. Playa Ancon, bisiklet ya da taksi kiralayarak kolayca ulaşılabilecek bir plaj. Trinidad’a uzaklığı 16 km. Berrak denizi başlangıçta sığ olduğu için her seviyeden yüzücü için oldukça keyifli. Su sporları meraklıları içinde sayısız aktivite var. Mercan kayalıklarına dalış yapmak, göz alıcı kumsalında yürüyüş yapıp,  gün batımındaki büyüleyici kızıllığı izlemek cennettin bir parçası olduğunuzu hissettirecek kadar güzel.  Gece gökyüzüne baktığımda belki ömür boyu gördüğüm tüm yıldızlar o an üzerime yağıyor gibiydi. O kadar yakın ve parlak bir görünümdeler ki etkilenmemek imkansız. Playa Ancon da büyüyü bozmaya çalışan tek şey baş edemediğim sinekler oldu. Gün doğumu ve gün batımı saatlerinde tedbirli olup sinek kovucu bir losyon kullanırsanız keyfinizi kaçıracak hiçbir şey olamaz. Yoksa arsızca cildinizde noktalardan harita yaratabiliyorlar. Plajda yılın her zamanı turistlerle dolup taşan 3 otel bulunuyor. İster tüm gün tuzuna bulanın mavinin, ister kumlara serilip uyuyun, isterseniz hiç durmadan yürüyün, koşun zıplayın. Her ne yaparsanız yapın, hiç hissedilmeyen kalabalığında Playa Ancon, kollarına alıp huzurlu bir rüya atmosferi yaşatıyor.

Dönmeyi unuttuğumu fark ediyorum. Hatta günlerden neydi?  Neden buradaydım?  Bu kadar güzellik ne zamandır burada, nasıl bir araya toplanmış her karede farklı hikaye? Huzur ve macera aynı yerde barınabiliyormuş. Trinidad bunu öğretiyor. Bu ada evet çok acı çekmiş. 1492 Ekim’inde Kristof Kolomb ayak bastığında bu topraklara  “insan gözünün görebileceği en güzel yer” demiş. Buranın her biri bir bilge olan yerli halkı köle olmuş, açlık çekmiş, işkence görmüş ve gelen salgın hastalıklara dayanamayıp 100 yıl içinde yok olmuşlar. Şimdi sokaklarda her dönemin izlerini taşıyan melez yüzler var. Bağımsızlığı kazanmışlar, devrimcilerine sevgi ve saygı besliyorlar ama her şeyden önce yaşıyorlar. Fakirliklerini gördüm ama mutluluklarını da. Hırsları yok yetiniyorlar. Turizm çok önemli buna alışmışlar, fotoğraf makinalarınıza aldırmadan günlük hayatlarını sürdürüyor, soru sorduğunuzda hevesle sohbet ediyorlar.

IMG_2369

Trinidad kapı önlerinde kadınların işlediği danteller gibi yüreğimize örülüyor veda ederken. At arabalarının tıkırtıları, purosu elinden düşmeyen yıllanmış yüzler kazınıyor hafızalara, Joze Martin’in romantik Guantanamera şarkısı dolanıyor dillere, rengarenk gülen insanların sesleri uzaklaşıyor gitgide. İşte o an hissedilen tek şey zamanın durduğu bu şehirde durdurmak zamanı.

Kısa Notlar:

* Cep telefonları genellikle çekmiyor.

* İnternet yok.

* Bolca küçük para bulundurun bahşiş vermeniz gereken zamanlar oluyor.

* Sabun, krem ve tükenmez kalem isteği yerli halktan çok geliyor. Yanınızda birkaç kalem bulundurursanız işe yarıyor.

* Alışverişte pek pazarlık yapmıyorlar. Genel olarak çok ucuz bir ülke değil.

* Elektrik prizleri ve voltajlar değişken yanınızda dönüştürücü bulundurun.

* Resmi dil İspanyolca. İngilizce oteller dışında çok bilinmiyor, bence siz birkaç kelime İspanyolca öğrenin.

* Kredi kartı ve bankamatikleri unutun. Sadece yanınızda nakit para bulundurun.

* Bazı gece kulüplerine bayanları düz sandalet ile almıyorlar, böyle bir niyetiniz olursa topuklu ayakkabıda bulundurun valizinizde.

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.