banner ad
1

Fotoğraf Yarışmaları

Yazar: Prof. Sabit Kalfagil

İlkel bir bakışla bütün camiler birbirine benzer. Sıradan batılının gözünde İslam yapıları ile Hint yapıları aynıdır. Öteden beri Holywood yapımı, Binbir Gece Masalları Bağdat’ta geçer ama yapılar Hint yapılarıdır.

Özellikle günümüzün görüntüye doymuş insanının gözünde sadece değişik olanlar önemlidir. Aynı objenin farklı görüntüleri aynı sayılır. Bu algı kabalaşması sonucu insanımız neredeyse bütün kuşları karga zannedecektir. Herhangi bir genç ilk kez gördüğü bir peyzaj içinde İshak Paşa Sarayı’nı görnce tepkisi şöyle olur: “Ha evet, İshak Paşa Sarayı fotoğrafı. Daha önce görmüştüm.” Bu fotoğrafın geçmişte gördüklerine göre ne denli farklı olduğunun bir önemi yoktur.

Objelere tapan günümüz insanının bu haline uygun bazı kuramcıları da var. Onlar “fotoğraf objesini aşamaz” yollu bazı hikmetli sözler söylemişler. Böylece çağımızın bu zaafına destek çıkmışlar. Eğer fotoğraf objesini aşamıyorsa gidip objenin kendisine bakarım. Orada göreceğim hem daha gerçek hem de üç boyutludur. Neden fotoğrafla yetineyim. Bence obje, fotoğraftaki görüntünün oluşumuna bir vesiledir. Sadece bir çıkış noktasıdır. İyi fotoğraf çoğu kez objesinin ötesine geçer.

IMG_4324kBu jüri daha sıcak renkleri seviyor…

40 yılı aşkın süredir fotoğraf jürilerinde bulunuyorum. Hiçbir vakit bir fotoğrafı objesine bağlı olarak değerlendirmedim. Jürilerin her yarışmada değişik objelerin fotoğraflarını aramak gibi bir dertleri yoktur ve olmamalıdır. Jürilerin tek derdi, objesi ne olursa olsun fotoğrafları bir kalite sırasına koyabilmektir. Bu fotoğrafın yapısal ve görsel kalitesidir. Jürilerin görevi her seferinde görülmedik fotoğraflar bulmak ve niteliği ne olursa olsun değişik görüntüler ortaya çıkarmak değildir. Bu yüzdendir ki bazı fotoğraflar FIAP patronajı altında yapılmış pek çok yarışmaya girmiş ve uluslararası onlarca ödül kazanmıştır. Dünyanın diğer ülkelerinde bunlar için itirazlar olmuş mudur bilmiyorum. Bizim ülkede yapılan her yarışma sonrasında nedense jüri kararını hep konuya bağlı olarak yorumladıklarını duyuyorum. Buna göre sözüm ona jürilerden her birinin eğilimi belirlenerek sonraki yarışmalarda işe yarayacağı düşünülüyor. Örneğin, bu jüri hep ters ışık seviyor ya da hep köy hayatına ilgi duyuyor gibi… Daha komik genellemeler bile var. Bu jüri daha sıcak renkleri seviyor gibi…

Ödüle layık eser

Yıllar önce önemsediğimiz bir konuda yapılan yarışmaya katılım nitelik bakımından zayıf olmuştu. Jüri olarak şu ikilemde kaldık. Bir yandan yarışma eninde sonunda bir başarı sıralaması idi ve jürinin görevi bu sıralamayı yapıp en iyiyi birinci ilan etmekti. Öte yandan yarışma sonucu bir gösterge idi. Genel ölçülere göre başarısız bir fotoğrafın daha iyisi yok diye birinci ilan edilmesi kötü bir örneği yüceltmiş olmak gibi bir sorumluluk getiriyordu. Bu kötü örnek çeşitli yayınlarda gençlere zararlı etki yapacaktı.

Bu nedenle hiç değilse birinciliğe layık eser bulunmadı kaydıyla sıralamayı ikinci eserden başlattık. Gerçi bu sırada bir endişemiz daha vardı. Ödülden başka desteği olmayan ve tek beslenme kaynağı yarışmalar olan amatör dünyayı yarışma sahibi kurumun gözden çıkardığı mebladan mahrum etmiş olacaktık. Bu sonuç epey tartışıldı. Sayısallığın kalitenin yerine geçtiği toplumlarda bu ödüllendirmeler değer bulur. Çünkü bu kişinin aldığı derecelere bir adet daha eklemiş olur. Bana göre bu tür yanıltıcı değerlendirmelerden sakınılması gerekir.

Yarışmaların duyurulması

Bana göre bir yarışma sonucunun yarışmanın yapıldığı ülkenin düzeyini yansıtabilmesi, katılımın olabildiğince maksimumda olmasına bağlıdır. Katılımı belirleyen faktör bir yönüyle ödüllerin değeridir. Bu parasal olduğu gibi prestijle de ölçülür. Bazı yarışmalar her iki bakımdan da değer taşıdığı halde katılım zayıf olabiliyor. Bunun nedeni yarışmanın çıktığı tarihle sonuçlandığı tarih arasında yeterli bir zaman bulunmaması, bir de duyurunun yeterince yapılamamasıdır. Bunu araştırınca yarışmayı hazırlayanların interete fazla bel bağladığı ve yaptıkları diğer çeşit duyuruları da yeterli buldukları görülüyor. Oysa bir sergi davetiyesinde bile adrese gönderilen davetiye sayısıyla sergiye gelen kişi sayısı göz önüne alınırsa anca on duyurunun bir katılımı garanti edebileceği varsayılır.

Sürekli ödül alanlar önümüzü kesiyor!

Söyleşi yapmak için gittiğim kentlerde ilginin İstanbul’a oranla daha sıcak olduğunu hep söylüyorum. Bu arada yarışmalarla ilgili eleştiriler dile getiriliyor. Bunlardan biri sürekli ödül alan kişilerin gençlerin önünü tıkadığı ve nasıl engelleneceği konusundadır. Bence böyle bir engelleme mümkün olmadığı gibi faydalı da değildir. Çünkü bu ülkenin başarı çıtasını aşağı çeker. Gerekli olan yeni adayların başarıları ile bu kişileri aşmasıdır. Böylece başarı çıtası yükselmiş olur.

Pek çok jüride fotoğraf görüşü benden farklı olan kişilerle bulundum. Seçmeler sırasında benimle aynı yönde oy kullandıklarını gördüm. Nedense soyut düzeyde konuşurken herkes farklı ve özgün olduğu izlenimini veriyor. Ama seçmeye gelince ortak doğrulardan ayrılamıyor. Amatör fotoğraf dünyasını ekonomik olarak besleyen başka kaynak yoktur. Yarışmalar bu camiaya az da olsa hem maddi destek sağlıyor hem de yeni çalışmalara yönlendiriyor. Ben yarışmaların sürmesinden yanayım.

Jürilerin çalışma yöntemi

Çok eski yıllarda jüri çalışmalarını hızlandırmaya, kısaltmaya yönelik bazı el çabuklukları ve dil becerileri gördük. Ne mutlu ki en az 20 yıldan beri hangi yarışma jürisine katılmışsam orada artık şaşmaz biçimde aynı yönetim yerleştiğini görüyorum. Bu yöntem, peş peşe yapılan dört beş tur ile fotoğrafların elenmesi sonunda finale kalan fotoğrafların kapalı oyla değerlendirilmesi yoludur. Artık gelenekleşmiş bu yöntemin Federasyon tarafından uyulması gerekn yöntem olarak benimsenip bir yönerge ile duyurulmasını bekliyorum. Bu yöntemle yapılan yarışma sergilerine gittiğinizde belki ödül grubundaki sıralamayı beğenmeyebilirsiniz. Ama asla sergileme içinde ödüllük adaylar ve ödül grubu içerisinde de çer çöp bulamazsınız.

Ödüllendirilmiş, hatta daha önce sergilenmiş fotoğraflar yeni yarışmaya girmesin mi?

Öteden beri FIAP patronajlı yarışmalara daha önce birkaç kez ödül almış fotoğrafların katıldığını gördük. Bunlardan bir kısmı yeniden ödül grubuna girdiği halde bazıları finale bile ulaşamadılar. Bunda şaşıracak bir şey yoktur. Her yarışmanın çıtasını yani baremini, katılım kalitesi belirler. Ödüllü ve sergileme almış fotoğrafların yarışmadan yasaklanması ve sahiplerinin engellenmesi absürd bir durumdur. Kimileri hep aynı fotoğrafları görmekten bıktık, izleyiciye yeni şeyler sunmak gerekir gibi kaliteyi değil de değişik olmayı öne alan açıklamalar yapabilirler. Farklı olmayı kaliteye yeğ tutatn bu görüşe hiçbir vakit katılmadım. Buna itibar edersek bir şehrin simgesi olmuş, insanların yüzyıllardır göre göre usandığı (!) eserleri yıkıp yerine yenilerini yapmak düşünülebilir.

Yarışmalar yapılmasın mı?

Bir tarihte Ankara’da bir AFSAD yarışmasın ajüri olarak çağrılmıştım. Kalabalık jüri üyelerini panel düzeninde seyirciler karşısında oturttular ve dediler ki, her fotoğrafa sadece bir kez bakıp üzerinde konuşacaksınız. Ama asla bir fotoğrafı diğeri ile kıyaslamayacaksınız. Bu karar yarışma yapmış olmaktan duyulan pişmanlık anlamına gelir. Boşyere İstanbul’dan Ankara’ya gitmiş oldum ve bu değerlendirmeye katılmadım. Zaman zaman yarışmalara karşı görüş belirtenler hep bu kıyaslama karşıtı saçmalığı öne sürerler. Çocuk eğitiminde bazı pedagogların ana babalara tavsiyesi olan “çocuklarınızı asla başka çocuklarla kıyaslamayın” yollu tavsiyelerin uzantısı olan bu kıyaslama korkusu doğru fotoğrafın veya iyi fotoğrafın kişiden kişiye değişen bir göreceliğe bağlı olduğu gibi bir kaçamağa sığınma isteğinden kaynaklanıyor. Bu inanç fotoğrafın öğrenilebilir ve öğretilebilir olduğunun inkarı anlamına gelir. Örgün eğitim bir yana biz insanlar bu gezegende en az bir milyon yıldır yaşıyoruz. Bu süre içinde gözleyerek ve izleyerek biriktirdiklerimiz bize doğru ve güzel konusunda bazı ortak sezgiler hatta yargılar kazandırdı. Bir de bunların yeni deneyimlerle ve eğitimlerle tescil edilmesi sonucu artık gördüğümüz yerde doğru ve güzeli tanıyoruz. Ama konu üretme ve yaratmaya gelince bazı insanlar yapısal olarak yeterince ehil olmayabilirler. Çünkü insanların eşitliği sadece onlara tanınan haklar konusundadır. İnsanlar ne fiziksel olarak ne zihinsel olarak eşit yaratılmış değildirler. Herkesten sanatsal üretim beklenemez. Ama herkes değerlendirme konusunda yakın ölçütlere sahip olabilir. Farklılaşma sadece ayrıntıdadır.

* Bu yazı Fotoğraf Dergisi’nin 119. sayısında (Şubat-Mart 2015) yayınlanmıştır.

Yorumlar (1)

Trackback URL | Comments RSS Feed

  1. muart diyor ki:

    anladığım kadarıyla bir süre daha ters ışık koyun sürüsünü izlemeye devam edeceğiz.

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.