banner ad
0

MSC Preziosa ile Ege&Adriyatik

Yazı ve Fotoğraflar: Ömer Serkan Bakır

Yaklaşık 20 yıl hemen her gün vapurla Anadolu yakasından karşıya geçtim. Bazen Karaköy’e bazende Kabataş’a… Denizde olmak o kısa sürede bile bana her zaman huzur verdi. Martı sesleri, deniz kokusu, boğazın serin esintisi… Özellikle yağmurlu havalarda o muhteşem manzarayı seyretmek ayrı bir keyifti benim için. Şimdi eskisi kadar binmiyorum vapura, çünkü dergi ile evim artık aynı yakada. O güzel vapur yolculuklarında bir de, Karaköy limanına yanaşan o muazzam büyüklükteki yolcu gemilerini izlerdim. Devasa büyüklükteki o gemiler ile günlerce denizde olmak, her gün yeni bir limanda uyanmak bir süredir planını yaptığımız bir gezi şekliydi. Tabi büyük yolcu gemileri ile seyahat etme fikri için herkes farklı bir şey söyleyebilir. Benim fikrim ise, gemi yolculuğunu mutlaka bir kez denemeniz ve bu keyfi tatmanız yönünde…

Gemiye Karaköy’de binme lüksü

Demin dedim ya, Karaköy’deki o koca gemileri görürdüm diye… İşte o gemilerin en büyüğü MSC Preziosa ile 7 gece 8 günlük bir Ege-Adriyatik turu yapmaya karar verdik. Esasında baktığınızda pek çok farklı gemi turu yapılabilir, ama benim bu turu seçmemin en önemli sebebi, gemiye Karaköy’de binip, yine Karaköy’de inme lüksü idi. Bu seyahate 1,5 yaşındaki oğlum ve eşimle birlikte gittik. Batuhan’ın eşyalarının çokluğu ve biraz da huysuzluğu iyi ki de öyle yapmışız dedirtti. Uçakla gidilerek başka limanlarda gemiye binilen farklı alternatifleri ve diğer gemi turlarını acentemiz Prontotour’dan takip edebilirsiniz.

İsim annesi Sophia Loren olan Avrupa'nın en büyük kruvaziyer gemisi MSC Preziosa ile yaptığımız Ege-Adriyatik turu için saat 12.00 civarında gemiye geldik. Biniş işlemleri oldukça hızlıydı. Oda numaramız önceden belli olduğu için merakla ilk önce odamıza gittik. Gezi keyfini artırmak için balkonlu bir oda tercih etmiştik. Bunda da doğru karar verdiğimizi anladık. Odamız gemimizin ortalarında 8. katta idi. Özellikle Batuhan’ın gemi karadan ayrılırken yaşadığı şaşkınlık görülmeye değerdi. Gemi saat 17.00 gibi İstanbul’dan ayrıldı. Bu akşam ve ertesi günün tamamı denizde seyir halindeydik. Bütün gün gemide canımız sıkılır diye düşünenleriniz varsa, vaktin nasıl geçtiğini gerçekten anlamıyorsunuz. Açık ve kapalı yüzme havuzlarından, jakuzilere, güneşlenme alanlarına, alış-veriş mağazalarına, spor salonuna, kumarhaneye, onlarca değişik bardaki müzik ve eğlencelere kadar geniş bir seçeneğiniz var. Ayrıca çocuklar için özel tasarlanmış bölümlere de yer verilmiş.

SONY DSC

333 metre

4345 yolcu ve 1388 mürettebat taşıyan MSC Preziosa, 333 metre uzunluğunda ve 68 metre yüksekliğinde. 18 katlı gemide toplam 1751 kabin bulunuyor. Gemi bu kadar büyük olunca da 26 asansör ancak yetiyor tabi…

SONY DSC SONY DSC

Denizde geçen bir günün ardından Hırvatistan kıyılarına yaklaşarak limana varmadan önce ilginç detaylar ve küçük adaları görüyoruz. Daha sonra 11.00 gibi Dubrovnik Gruz limanına varılıyor. Gemiden çıkış için çok acele etmenize gerek yok. Çünkü acele etseniz bile binlerce insanın bir anda gemiyi boşaltması pek mümkün olmuyor. Gemi ile şehir merkezi arasındaki mesafeyi gemi acentesinin otobüsleri ile yapıyoruz. Geminin durduğu limandan şehir merkezi yaklaşık 20 dakika sürüyor. Kale içerisindeki eski şehirde yaptığımız yürüyüş, La Plaga yolunda, Pile limanından saat kulesine kadar devam ediyor. Buradaki antik manastır ve San Biagio kilisesini de gördükten sonra karnımız acıkıyor ve buraya özgü meşhur kalamarların tadına bakıyoruz. Geminin hareket saati 16.30. Kalkış saatleri çok önemli, çünkü geç kalırsanız yapılacak pek bir şey yok!

Geminin bir diğer güzel tarafı da özellikle akşamları servis edilen birbirinden güzel yemekler. Alacarte olarak alınan akşam yemekleri sizin için sıkıcı geliyorsa neredeyse 20 saat yemek bulunan açık büfe katını ziyaret edebilirsiniz.

SONY DSC

Güzel bir geceden sonra seyahatin en renkli durağı Venedik’e, Büyük Kanal’dan devam edip Guidecca Kanalı’ndan geçerek turist limanına sabah 09.00 gibi yanaşıyoruz. Venedik için isterseniz ekstra tur da satın alabilirsiniz. Venedik’in ünlü vaporettoları sizi gemiden alarak St. Marco Meydanı’na ulaştırıyor ve oradan turunuza başlıyorsunuz. Ancak gemiden çıkar çıkmaz birkaç yüz metre yürüyerek, vaporetto biletinizi alarak kendiniz de St. Marco Meydanı’na gidebilirsiniz. Venedik, 118 adet iç lagün, 170 kanal ve 400 tane irili ufaklı köprü ile birbirine bağlanır. Venedik’te herhangi bir araçla (vaporetto hariç) yolculuk yapamayacağınız için yürümekten başka şansınız yok. Bu yüzden yanınıza az eşya almanızı tavsiye ederim. Bizim için tek sorun, çocuğumuzun bebek arabası oldu. Venedik’te her adımda bir köprü olduğu ve bu köprüleri bebek arabası ile inip çıkmanın verdiği yorgunlukla hemen bir restorana sığındık. Burada güzel makarnaların ve pizzaların tadına baktık.

Burada St. Marco Meydanı şehrin merkezi olarak kabul ediliyor, Büyük Kanal'dan başlandığında meydanda sırasıyla şu binalar yer alır: Dükler Sarayı, Porta della Carta, Saat kulesi, Procuratie Vecchie, Procuratie Nove, Campanile ve Biblioteca Marciana.

SONY DSC

Rialto Köprüsü

Venedik’in en önemli ve en renkli mekanlarından biri olan Rialto Köprüsü kanalın iki yakasını birbirine bağlamakla kalmıyor. Turistlerin ilk uğrak yerlerinden biri olan köprü her zamanki gibi yine çok kalabalık… Köprü üzerinde ve civarda güzel cam eşyalar, maskeler, hediyelikler ve aklınıza gelebilecek her şeyi bulabileceğiniz yüzlerce dükkan bulunuyor. Alış-verişe dalıp köprü üzerinden Büyük Kanal’ın fotoğrafını çekmeyi unutmayın sakın!

Venedik yürüyerek birkaç saatte dolaşılması imkansız bir şehir. O yüzden kendimizi fazla yormadan tempomuzu düşürüyor ve dönüş yoluna gidiyoruz. Yine vaporetto ile gemimizin olduğu limana geliyoruz. Gemi 16.30’da hareket ediyor. Belki de gezinin en güzel anları bunlar, odamızın balkonundan Venedik’i yukarıdan izliyor ve fotoğraf çekiyoruz.

SONY DSC

Ertesi gün İtalya’nın Bari şehrine sabah 10.00 gibi varıyoruz. Merkezi limana yakın olan Bari’yi yürüyerek dolaşıyoruz. Bu düz şehirde bu sefer bebek arabası işe yarıyor. Bir süre sonra Batuhan uykuya dalıyor ve bize bir kahve molası yaratıyor. Bari’nin en ilginç yanı sanırım labirente benzer dar sokakları. Biz oradayken dünya kupasında İtalya’nın maçı olacaktı ve her yer ilginç süslemelerle bezenmişti.

Saat 15.00 gibi gemimiz hareket ederek Yunanistan’ın Katakolon limanına doğru hareket ediyor. Katakolon oldukça küçük bir liman kenti. Esasında birkaç yüz metrelik tek bir ana caddesi bulunuyor, etrafında da dükkanlar ve restoranlar… Burada arzu edenler yaklaşık 4 saat süren Olimpiya antik kentini ziyaret edebiliyor. Bu limanda fazla vakit kaybetmeden gemi 13.00’de İzmir’e doğru hareket ediyor. Ertesi gün sabah 08.30’da gemi İzmir limanına yanaşıyor. İzmir, turistler için en ilgi çekici yerlerden biri. Burada Efes, Meryem Ana evi, Aziz John Manastırı gibi önemli tarihi gezi noktaları bulunuyor. Biraz da geminin keyfini çıkarmak için bu kez karaya inmiyoruz. Hazır ortalık sakinken biraz havuz keyfi yapıyoruz. Ne de olsa son günümüz. Turumuz ertesi sabah 07.30’da İstanbul’da son buluyor. Gemiden inmeden son keyifli kahvaltımız İstanbul manzarası eşliğinde…

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.