banner ad
0

Nasıl çekerdik, şimdi nasıl çekiyoruz?

1. Bölüm  –  2. Bölüm

Yazar: Prof. Sabit Kalfagil

Analog dönemin fotoğrafları nasıl saklanırdı?

Sanal bir görüntü olarak saklamanın mümkün olmadığı o tarih öncesi (!) günlerde fotoğraf bir obje, bir madde idi ve öyle saklanırdı. Siyah-beyaz ve renkli negatiflerle, dia pozitif filmleri şeritler halinde arşiv sayfalarına yerleştirilerek dosyalanırdı. Çerçeveli olanlar eğer bir dia programına göre düzenlenmişse sırası bozulmasın diye çoklu bir kutu içinde veya şarjörde saklanır, anında projektöre takılabilirdi. Camsız çerçeveler her ne kadar filmin bombe yapması yüzünden perdede, orta-köşe netlik farkına sebep olsa da, dianın havalanmasına engel olmadığı için, dia ömrü bakımında daha olumlu sayılırdı. Camlı çerçeveler filmi düzlem halinde tuttuğu için perdede üniform bir keskinlik verir, ama cam arkasında filmin terlemesi sonucu bozulmasına yol açardı. Bu nedenle gösterilerden sonra dialar, bu çerçevelerden çıkartılmalı idi.

Fotoğraf geçmişi, analog dönemin 30-40 yılını alan bir fotoğrafçının arşivindeki fotoğraf sayısı yüz binler mertebesindedir. Bu fotoğrafçının baskılarını hiç saklamaması halinde bile sadece filmlerden oluşan arşivi klasörler ve kutular halinde en azından küçük bir odayı gerektirecektir. Bu bireysel arşivlerin özel saklama koşullarına sahip olması nerede ise olanaksızdır. Bu nedenle filmlerin özellikle renkli olanların ömrü oldukça sınırlıdır. Şu anda 1960’lı yılların dialarında artık hayır kalmamıştır. 1970’li yılların diaları ise restorasyonla belki kurtarılabilir. Her şeye dünkü gazete muamelesi yapılan günümüzde, gençler, yarım yüzyıllık fotoğrafların peşine neden düşüldüğüne şaşabilirler.

Şimdi nasıl çekiyoruz?

Uzun soluklu gezilerin öncesinde, gezinin çapına göre elli veya yüz adet film satın alınırdı. Bu el çantanızda ciddi yer tutan bir hacimdir. El çantanızda diyorum çünkü valiziniz bagaj kontrolünde X-Ray’den geçecektir ve bu da filmlere zarar verebilir. El çantası ile güvenlikten geçerken o paketi elden göstermek ve X-Ray’den korumak zordur, laf anlatamazsınız. Kimi güvenlikler 1600 ASA’ya kadar aletin güvenli olduğunu söyleyip, filmlerinizi X-Ray’den geçirmeye zorlarlar, inanmayın. Cihazlar arası güvenlik duyarlılığı o denli farklıdır ki bazı cihazlar diş dolgusundan etkilenecek kadar yüksek duyarlılıkta olabiliyorlar. Güvenlikçilerle yaşanan bu tartışmanın sonu gelmezdi. Kimi memur inatla yüz adet filmin yüzünü de açıp, kasetleri önüne yığardı. Bu streslerden korunmanın tek yolu kurşun kaplamalı film kese kağıtları almaktı, ama onlar yeterince büyük olmadıkları gibi üstelik bir iki kullanımdan sonra kat yerleri kırıldığı için büsbütün bir tuzak haline gelirdi. Özetle bugün tüm fotoğraf araç ve gereçlerinizi güvenlikten korkusuzca geçirmek, tadına doyulmaz bir rahatlıktır. Üstelik kaç yüz, hatta kaç bin kare çekerseniz çekin, bu sizin çanta hacminize yansımayacaktır. Bana “dijital fotoğraf konusuna nasıl bakıyorsunuz?” diye soru yönelten gazeteciler olasılıkla olumsuz yanıtlar beklerler. Bunun yerine övgüler duyunca biraz hayal kırıklığına uğrarlar. Bir fotoğrafçı için çektiği fotoğrafı anında görmek inkar edilemeyecek bir nimettir. Bu gerektiğinde fotoğrafın tekrarına olanak verdiği gibi gerekli olmayanların da anında silinmesini kolaylaştırır. Bana göre bir fotoğrafçıya hiç yakışmayan seri modda, bir yerine birçok kare çekenlerin de yükünü anında hafifletebilir. Çekilen on kareden dokuzu hemen silinebilir. Ama bunun için “gördüğünde fotoğrafı tanımak” şeklinde formüle edilebilecek bir formasyonun kazanılmış olması gerekir. Yoksa olmuş ve olamamış fotoğrafı ayıramıyorsak bu çöplüğü uzun süre taşımaya mahkumuz demektir.

Askerlikte silah bakımı konusu kademeli olarak yapılır. Şöyle ki, sahra bakımında küçük işlemler, mola bakımında daha kapsamlı işlemler yapılır. Kışla bakımında ise nerede ise silah sökülüp yeniden takılır. Fotoğrafçı, dijital olarak çekilen her seanstan sonra ilk elemeyi yapıp açıkça kusurlu olanları silip, kurtulmalıdır. Öğle vakti bir mola yerinde daha ince eleme yapılır. Üçüncüsü ise, akşam eve ya da otele gidince, sadece vazgeçilmez olanları bırakıp, gerisini silerek sonlanır. Ancak bu şekilde geri döndüğünüzde bilgisayarınızı çöplüğe çevirecek yığınlardan kurtulabilirsiniz.

Film döneminden farklı olarak kurtulunması gereken bu çöplüğün nedeni çekimin bedava olmasıdır. Oysa çekilebilecek bütün olasılıkları çekmek bizi asıl fotoğrafa ulaştırmaz. Aksine onu bulmamızı zorlaştırır. Ama film dönemi alışkanlığı ile seçici davranan bir fotoğrafçı için bu tehlike üstesinden kolay gelinecek bir engeldir. Nitekim film dönemini yeterince yaşamış fotoğrafçıların dijital çekim döneminde de ölçüyü çok kaçırmadıkları görülüyor. Şahsen ben gezilerde yaptığım gündelik çekimlerde yedek pil kullanmıyorum. Sadece akşamları şarj ediyorum. Yalnızca RAW çektiğim halde günde kullandığım kapasite 16GB civarında oluyor. Eve döndüğümde içinden çıkılmaz bir çöplükle karşılaşmak istemiyorum. Belki aynı nedenle internetle yıldızım bir türlü barışmadı. Arama motorunda, isterseniz aradığınızı tırnak içinde yazın karşınıza binlerce ilgisiz başlık çıkıyor.

Görüntülerin arşive alınmasına gelince, bu konudaki dijital olanak gerçekten bir nimettir. Bir oda dolusu arşivinizi bir dolap gözüne sığacak birkaç hard diskte depolamak mümkündür. Üstelik film olarak saklanınca renkleri solacak olan diaları mevcut hali ile dondurmakta inkar edilemez bir avantajdır. Ne var ki, bu tür manyetik depolamanın ömrünün sınırlı olduğu ve manyetik bozulmalara açık olduğu söyleniyor. Öyle olunca bunları belli süre sonra yeniden başka bir diske kopyalamak gerekiyor. Bu da yetmiyor, bir takım olumsuzluklara karşı bunları da baştan iki kopya olarak kaydetmek gerekiyor. Böylece, kopyanın kopyasının kopyası ile uğraşmak gerekiyor. Bir de üst üste bu derece çok kopyalanan kayıtların hiç kayba uğramayıp aynı kalacağına inanmak güç. Bilenler aksini söylese de… Kopyalama konusunda bana hep şu söylendi: manyetik kopyalama yerine CD ve DVD gibi mekanik yöntemlerle (yakarak yapılan) kopyalar daha güven vericidir. Buna karşın benim bugüne kadar hard disklerden daha çok CD’lerle problemim oldu. Açılmayan bir CD, açıklaması olmayan bir sürpriz olarak karşıma çıktı. Üstelik neden bir cihazda açılamıyor da diğerinde açılıyor, bunu da açıklamak zor. Belli eğitimi olan insanlar olarak yolda arıza yapan koskoca bir otomobilin arızasını anlayabilirken, dijital bir kaprisle baş etmekte hep aciz kalıyoruz. Bunun nedeni ciddi bir dijital, bilgisayar eğitimi almamış olmamızdadır.

Leave a Reply




If you want a picture to show with your comment, go get a Gravatar.